30 Ekim 2007 Salı

Diyalektik ve Tarihsel Materyalizm

Diyalektik Materyalizm


Felsefenin doğuşundan beri felsefi sistemlerde iki temel ayrım süregelmiştir. Bu ayrım düşünce ile madde ilişkisi sorununun çözümlenmesi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu sorunu inceleyen felsefenin birinci kolu idealizmdir. Varlıkların ve bütün maddelerin temelinin ve yaratıcısının düşünce veya düşünce kaynaklı olduğunu söyler. Felsefenin gelişiminin ikinci kolunu ise materyalizm oluşturur. Materyalist filozoflara göre temelde bilinçsiz madde vardır. Düşünce maddenin bir ürünüdür.

Bunun yanında felsefi görüşlerde bir ayrım da eklektizm ve metafizik (ayrıştırıcılık-durağancılık) ile diyalektik arasında olmuştur. Diyalektik olmayan felsefelere göre her şey durağandır. Hareket yoktur veya sadece bir yanılsamadır. Diyalektikçilere göre ise her şey akar; değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Hegel diyalektiği ilk defa bir sisteme oturtan filozoftur. Marx’a göre Hegel’in idealist diyalektiği baş aşağı durmuş bir materyalizmdir. Hegel’in felsefeye yaptığı en önemli katkılardan birisi insanlık tarihini sistemli bir biçimde açıklama çabasıdır. Marksizm’in doğayı geliştirme ve değiştirme misyonunun temelinde tarihi diyalektik biçimde açıklayabilmek yatar. O halde materyalist tarih anlayışını incelemeliyiz. Ama önce diyalektik ile ilgili kavramlara göz atalım.


Diyalektik öncelikle her şeyin sabit olduğu varsayımına karşı çıkar. Her şey sürekli değişim halindedir. Buradan hareketle ‘şey’lerin birbirlerine eş olduğu, birbirlerinin aynısı olabileceği gibi eklektik anlayışları da yadsır. Örneğin bir insan, bir insandır; diğeri ile eşdeğerdir, bir farkı yoktur denilemeyeceği gibi; insan bencildir, ve hep öyle kalacaktır da denilemez. Formel mantıkta kullanılan A=A ve bundan türeyen A=A ise A=B veya A=C olamaz gibi eşitlikler diyalektikte geçerli değildir. Doğada formel mantıktaki gibi kendi başına ‘A’ diyebileceğimiz bir şey yoktur. Bununla beraber formel mantık ile diyalektik arasındaki ilişki klasik fizik ile modern fizik arasındaki ilişki gibidir. Biri diğerinin üst yada özelleşmiş halidir.


Nitel değişim


Bu yasa doğanın değişiminin hep aynı hızda ve süreçte olmadığını, dahası değişimin sıçramalar gösterebileceğini söyler. Bir örnek vermek gerekirse suyun ısınmasına bakabiliriz. Su 20 dereceden itibaren ısıtılmaya başlanırsa 99 dereceye kadar yalnızca nicel olarak sıcaklığı değişecektir. Fakat 100 dereceden sonra hala ısı almaya devam ederse artık nitel olarak da değişmeye başlar. Sıvı halden gaz haline geçer. Bu niceliğin niteliğe dönüşmesidir. Aynı şeyi türlerin evriminde de görürüz. Önce tür içi nicel değişimler olur. Fakat değişim bununla sınırlı kalmaz, nicelikten niteliğe doğru sıçrama gösterir. Önce tür içi modifikasyonla sınırlanmış değişmeler artık farklı bir tür ortaya çıkarmıştır.


Yadsımanın Yadsınması


Her şey durum değiştirir, eski halinden tamamen farklı olarak yeni bir hal alır. Bu durum değiştirmeye, daha doğrusu ‘eski’nin ölmesine yadsıma denir. Fakat ortaya çıkan ‘yeni’ şey tekrar değişimle baş başa kalır ve o da yadsınır. Fakat bu tekrar eski haline döneceği anlamını taşımaz. Yani şeyler değişirken dairesel olarak değil spiral olarak ilerler denilebilir. Örnek olarak yeniden suyun hal değiştirmesini verebiliriz. Su katı haldeyken, buz iken ısıtıldığında o hali yadsınarak sıvı hale geçer. Sıvı hali de yadsındığında tekrar buz olmaz, yadsıma yadsınarak başka bir duruma, gaz durumuna geçer. Toplumun değişimine de bu açıdan bakarsak; insanlık sınıfsız bir toplumdan sınıflı bir toluma geçerek eski toplumsal ilişkiler yadsınmıştır. Fakat sınıflı toplum yeniden yadsındığında artık eski ilkel-komünal durumdan başka bir yeni komünizm ortaya çıkacaktır. Marx’ın “tarihin tekerleği hep ileriye doğru döner” sözü yadsımanın yadsınması ilkesine bir örnek teşkil edebilir.


Zıtların Birliği


‘Şey’ler çeşitli zıtları bir arada barındırır. Zıtlar sürekli çelişki halindedir. Eğer bu çelişki belli bir aşamada ‘uzlaşmaz karşıtlık’ aşamasına gelirse değişim kaçınılmaz olur. Hegel’in Tez, antitez, sentez diyalektiği de bunu söyler. Eğer bir çelişki varsa mutlaka çatışma da olması gerekir. Örnek olarak kapitalist sitemde emek ve sermaye yada proletarya ile burjuvazi arasında bir çelişki vardır. Çünkü sermaye daha fazla birikim, sömürü yani kar ister, emek ise daha fazla ücret ister. Bu bir çelişkidir çünkü ücretlerin artması burjuvazinin karını azaltacaktır. Bu çelişkiden çatışma doğar. Gündelik hayatta bazen grev, bazen de lokavt olarak kendini gösterir. Bu çelişki uzlaşmaz karşıtlık evresine geldiğinde ise artık hiçbir reform hareketi etkili olmayacak ve bu çelişkiyi tümden kaldıracak olan proleter devrim olacaktır.

Tarihsel Materyalizm

Felsefi olarak materyalist olduklarını söyleyenlerin bir çoğu tarihi hep idealist biçimde açıklamaya çalışır. İnsanların yaptıkları ilerlemeleri sadece onların ürettikleri düşüncelere ve bilinçlerine bağlarlar. İnsanlar onlara göre eğer yerçekimi olmadığını farz etseler, veya bu "boş ve saçma" inançtan (yerçekimi olduğu inancından) kurtulsalar uçabileceklerdir. Materyalist filozoflardan Stirner veya Feuerbach tarihe hep bu açından, insanların düşünceleri ve kendi yarattıkları bilinç açısından baktıkları için tespit ettikleri eksiklikleri yanlış düşüncelerde, boş inançlarda aramışlardır. Hatta Marx, Stirner’in materyalist anlayışının yalnızca dinsel anlayışların eleştirisiyle sınırlı kaldığını söylemiştir. Stirner adeta toplumların siyasetinin, devletinin, hukukunun dinsel kökenli olduğunu iddia ederdi. O’na göre bütün sorunlar yalnızca boş dogmalardan kaynaklanıyordu. Marx aynı şekilde Feuerbach’ın materyalizmini sezgisel ve tutarsız olarak nitelendirmiş ve tarih sorununa idealist olarak yaklaştığını, çünkü toplumun devindirici gücünü siyasi veya dinsel düşünceler zannettiğini söylemiştir.


Marksizm ise tarihi tamamen diyalektik materyalizme uygun olarak değerlendirir. En başta düşünürsek tarih insanların davranışlarıdır. İnsan toplumsal bir varlıktır ve yaşayabilmek için önce maddi geçim araçlarına ihtiyaç duyar. Maddi geçim araçlarını kendi yaptığı aletler ve emeği ile kendisi toplumsal olarak üretir. Üretim ilişkileri; nasıl ve ne ürettikleri, insanların nasıl yaşadıklarını belirleyen temel faktördür. İnsanların karşılıklı ilişkileri üretim biçimi tarafından belirlenir. Belirli bir tarza göre üretim ilişkileri içinde olan bireyler değişik sosyal ve siyasal ilişkiler içerisine girerler. Bireylerin bilinçleri düşünceleri, dinleri, mitolojileri ve ideolojileri hep içinde bulundukları toplumla ve maddi üretim ilişkileri ile doğrudan alakalıdır. Bilincin ne olduğunu anlamak için önce onu yaratan bireyden yola çıkmalıyız. Çünkü birey olmadan bilinç ve düşünce olamaz. Birey toplumun içinde gelişen, yaşayabilmek için üretim ilişkileri içine giren kimsedir.


Marksizm toplumları ve tarihi bu öncüllere göre değerlendirir. Buna göre tarihsel aşamada ilk üretim biçimi ilkel komünizmdir. Bu aşamada her birey üretime belli bir katkı yapar ve ürünün kendisine yetecek kadar olan kısmını alırdı. İşbölümü avcılık ve toplayıcılık şeklinde bu dönemde ayrılmaya başlamıştı. Kişilere ait mülkiyet yoktu, dolayısı ile çalışan sınıf ve sömüren sınıf da yoktu. Bu durum eski insanların bizden daha hümanist olduğunu göstermez. Yalnızca maddi-ekonomik koşullar ancak bu tür bir toplumsal yapı oluşturmuştur. Nüfus oldukça arttığında ve birbirine yabancı büyük kabileler oluşmaya başladığında aşiret mülkiyeti ortaya çıkmıştır. Belli aletler bir kişiye değil bütün bir aşirete ait sayılıyordu.


Tarımın gelişmesi, nüfusun artması, işbölümün gelişmesi gibi maddi temeller ile birlikte ilkel komünal sistem çözülmeye başladı. Bu çözülme ve yeni sistemin gelişmesi eşitsiz ve bileşik bir şekilde yani değişik yerlerde farklı hızlarda ve zamanlarda olmuştur. Batıda temel olarak özel mülkiyetin gelişmesi ve köleliğin yaygınlaşması sınıflı sistemi doğurmuştur. Burada sınıfın tanımını yapmalıyız. Sınıf, aynı üretim ilişkileri içinde bulunan toplum kesimidir. İlk sınıflı toplum olan köleci toplumda hiçbir üretim aracına ki -bu genellikle topraktır- sahip olmayan hatta kendileri mülk sayılan köleler ve onların efendileri vardı. Sınıf mücadelesinde temel çelişki emekçi sınıfların ürettiği artı ürünün mülk sahibi egemen sınıflar tarafında el konulmasıdır.


Doğuda sınıflı topluma geçiş ilkel-komünal özelliklerin de içinde barınmasıyla, toprağın kolektif olarak işlenirdi fakat sadece toprağı işleyen emekçiler için değil ayrıca merkezi despotik devletin sahipleri için de artı ürün oluşturulurdu. Bu sömürü ve üretim tarzı Asyatik üretim tarzı olarak adlandırılır.

Kölecilikten feodalizme geçiş artık eski üretim ilişkilerinin değişen koşullara örneğin üretimin azalmasına ve artık köle çalıştırmak daha masraflı olmaya başlamasına bağlı olarak hız kazanmıştır. Feodal mülkiyet biçimi daha çok kırlarda gelişme imkanı bulmuştur. Toprak sahibi sınıf egemen konuma yükselmiştir. Serf denilen küçük köylüler toprak beylerine ürünlerin bir kısmını vermekle yükümlüydü. Kentte ise el emeğine dayalı küçük tezgahlarda üretim yapan mülk sahipleri ve bunların ücretlileri olan kalfalar, çıraklar vardı. Kapitalizm bu üretim ilişkilerinin değişmesi ile ortaya çıkmıştır. Buna en büyük etken şüphesiz sanayi devrimidir. Kapitalizmin ayrıntılarını başka bir yazıya bırakıyoruz.


Yukarıda kısaca anlatıldığı gibi her toplumsal değişme üretici güçlerin gelişimine bağlıdır. Fakat bu mekanik-determinist biçimde her şeyi yalnızca ekonomiye bağlı sayan bir ekonomizm değildir. Şüphesiz insanların iradeleri de toplumsal değişmeye etki eder. Fakat son tahlilde insanların iradeleri bilinçlerine bağlıdır bu da yine toplumsal maddi ilişkiler temeline bağlıdır. Bu durum bize toplumsal değişmenin, daha özel olarak sömürünün kaldırılmasının temelini üretim ilişkilerini değiştirmek olduğunu gösterir. Salt hümanist söylemler, bilinçlenme üzerine çeşitli tavsiyeler yeterli değildir.

3 yorum:

aykut dedi ki...

merhaba
diyalektik ve tarihsel materyalizm yazınızı okudum ve yazdığınız için teşükkür ederim
lenin'in materyalizm ve ampiryokritisizm adlı kitabını okudum çok düşündürücü
ben nasıl kendi bloğuma başka blokları ekleyebilirim
iyi günler

exhorder dedi ki...

"materyalizm ve ampriokritisizm" adlı kitap, lenin'in diyalektik materyalizmi ele aldığı tek yapıttır. aslında çok gereksiz bir yapıttır.

exhorder dedi ki...

güzel.