30 Ekim 2007 Salı

Emek ve Sermaye Çelişkisi

Meta Nedir?

Meta öncelikle insanların gereksinimlerini karşılayan nesne demektir. Fakat ihtiyaçları karşılayan her nesne meta değildir. Bir şeyin meta olabilmesi için toplumsal üretimin bir parçası olarak ve diğer matalarla değiştirilmek üzere üretilmesi gerekir. Örneğin evde tüketilmek üzere yapılan yoğurt meta değildir ancak satılmak için yapılan yoğurt metadır.

Metaların değeri

Metanın iki değerinden bahsedilebilir. Birisi kullanım değeri. Nesnelerin insanların yararına olarak kullanılması onlara bir değer yükler. Havanın, suyun, yada ceketin, ayakkabının kullanım değeri olması gibi… Bir de değişim değeri vardır. Meta asıl olarak değişim değerini barındıran nesnedir. “Metanın değeri” ifadesi de aslında onun değişim değerini belirtir. Kaç tane ceket ile kaç tane ayakkabı değiştireceğimiz her iki metaın değişim değeri ile belirlenir. Örneğin iki tane ceket bir tane ayakkabı ile değiştiriliyorsa bu ayakkabının değerinin ceketin değerinin iki katı olduğunu gösterir. Peki bu iki farklı meta nasıl birbiri ile değiştirilebilir, yada bu değişme işleminde varsayılan ve her iki meta için de karşılaştırılabilen temel öz nedir? Yani metaların değeri nereden gelir? Emek-değer teorisi bu sorunun cevabını şöyle verir: Her meta içinde belli bir miktar toplumsal emek bulundurur. Herhangi iki metanın birbiriyle değişimi toplumsal emek-zamanının oranlanması ile geçekleştirilir. Metaların değeri onların içinde bulunan somut insan emeğidir. İçinde emek bulunmayan nesnelerin değişim değerleri olmaz. Hava insan için çok gerekli olsa da kimse havayı satmaya kalmıyor. Ama diyelim ki hava da ancak toplumsal emekle elde edilse o da bir meta haline gelirdi.


Metaların değişimlerinin daha kolay ve basit olabilmesi için hepsinin ortak bir meta ile olan değişim oranları baz alınmış ve para böylece genellikle altın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Bu şu demektir: x kadar A metaı = y kadar B metaı = z kadar C metaı = q kadar altın... Metaların dolaşım şekli meta-para-meta şeklindedir.

Metaların asıl değerlerinin içlerinde somutlaşmış olarak bulunan toplumsal emek olduğunu söyledik. Fakat metaların fiyatlarını son tahlilde pazarda belirleyen şey alıcılar ile satıcılar arasındaki rekabettir. Bu rekabet üç türlü olur:

1- Satıcıların kendi arasındaki rekabeti: Bir metaı birden fazla kişi satmak isterse daha ucuza satan amacına ulaşabilecektir. Bu durum metaların pazar fiyatını düşürür. Ayrıca daha az bulunan metaların daha pahalı, daha fazla bulunan metaların daha ucuz olmasına sebep olur.

2- Alıcıların kendi arasındaki rekabeti: Bir metaı birden fazla kişi satın almak isterse daha fazla ödeyen amacına ulaşır. Dolayısıyla alıcılar arasındaki rekabet fiyatların artmasına sebep olur.

3- Alıcılar ile satıcılar arasındaki rekabet: Alıcılar daha ucuza almak isteyecek, satıcılar da daha pahalıya satmak isteyecektir. Bu çekişme diğer iki rekabete bağlı olarak fiyatı belirler.

Bu arz talep ilişkisi metaların değerlerini belirlemez. Fiyatların bazen artıp bazen azalması metaların değerlerinin altında yada üstünde oluşunu gösterir. Fakat bu dalgalanma sürekli olarak değişir. Arz talep dengesi kurulduğunda metalar kendi fiyatlarından satılıyor demektir.

Emek gücü metaı

Kapitalizmde emek bir metadır denilir. Aslında meta olan emeğin kendisi değil emek-gücü yada iş-gücüdür. İşgücü işçi tarafından kapitaliste satılan bir metadır ve bu satışın kuralları diğer metalarınki ile aynıdır. İşgücünün meta olabilmesi için alıcı -yani kapitalist- ile satıcı -yani işçi- aynı koşullarda, aynı haklar ile eşit yurttaşlar olarak pazarda karşı karşıya gelmelidir. Başka bir meta örneğin patates nasıl ki kilo ile satılıyor, masa tane ile satılıyorsa; işgücü de belli bir ücret karşılığında zaman birimi ile işverene satılır ve böylece işgücü metaının yeni sahibi kapitalist olur ve kullanma hakkını elinde bulundurur.

İşgücü bir meta olduğuna göre onun değeri emek-değer teorisine göre içinde bulunduğu emek ile ölçülür. Peki işgücünün içinde ne kadar emek-zamanı bulunur? Karmaşık gibi görülen bu sorunun cevabı işgücünün yeniden üretilebilmesi için gerekli değerlerin toplamıdır. Yani işçinin yaşayabilmesi için gerekli olan emek ürünleri işgücünün değeridir. Bu da hem barınma, giyinme ve yiyecek gibi doğal olan ürünleri hem de her topluma göre değişebilen farklı standartlara bağlı olan toplumsal ürünleri içerir. Emeğin değeri ücret şeklini alınca ancak işçinin yaşayabilmesi ve işçi sınıfının bütününün yeniden üretilebilmesi kadar olur.

Sermaye

Sermaye iki kısımdan oluşur. Birisi sabit sermaye denilen üretim araçları yani makineler, fabrikalar, toprak, bürolar gibi üretim için gerekli araçlardır. Sabit sermaye birden tüketilmez, ancak aşınma süreci içinde yeniden yerine konur. Sermayenin ikinci kısmı bir meta olan işgücünün satın alınması için harcanan paradır. Fakat bu meta diğer bütün metalar ile bir özelliği bakımından ayrılır. İşgücünün değeri işçinin işgücünü yeniden üretebileceği kadar olmasına karşın üretebileceği değer bundan daha fazladır. Diyelim ki bir işçinin altı saatlik emek-gücünün değeri kendi yaşamında kullanacağı metaların değerini karşılaşın. Bu durumda işgücü için kendi değerinin fiyatı ödenir. Yani altı saatlik emek-gücü için bir fiyat ödenir. Fakat işçi altı saat çalıştıktan sonra işi bitmez. Çünkü kapitalist ile dokuz saatliğine anlaşmıştır. Fazla olan üç saatlik emek-zamanı metaı başka bir metaya dönüşür ve böylece bu metaın artı-değeri kapitalistin cebinde kalır. Bunun daha basit ifadesi şudur. İşçi yalnızca kendisini geçindirmek için değil aynı zamanda kapitalisti geçindirmek için de çalışır. Kapitalist bu artı değerle sabit sermaye için gerekli miktarı yerine koyar, değişken sermayeyi tekrar dolaşıma sokar. Geriye kalan değer kapitalistin ‘kar’ıdır.

Sermaye bir metalar toplamıdır ve bütün metalar gibi emek sonucu oluşmuştur. Bu bakımdan sermayeye birikmiş yada maddeleşmiş-cisimleşmiş emek denilebilir. Sermayenin dolaşım şekli para-meta-para şeklindedir. Ortaya sermaye olarak bir para konur ve buradan daha fazla para elde etmek amaçlanır yani sermayenin temel eğilimi daha çok kar ve artı-değer elde edebilmektir. Bunun için ücretleri kısmak, daha çok üretici gücü kendi egemenliğine almak gibi yolları izler. Üretim araçlarının gelişmesi, yeni makinelerin çıkması vs… işgücüne olan talebi azaltacak ve işgücünün fiyatı düşecektir. İşsizlik artacaktır. Daha çok üretim aracının daha az kapitalistte toplanması kapitalistler arası rekabeti azaltacak üstelik işçiler arasındaki rekabeti arttıracak ve bu durum işçiler için olumsuz sonuçlar doğuracaktır. İşsizler kapitalistler tarafından yedek işçi olarak görülürler. Kapitalizm ne kadar gelişirse gelişsin toplumda az veya çok yedek işçiler yani işsizler bulunur. Bu kapitalistlerin işçiler arasındaki rekabeti arttırarak işçileri kendilerine daha çok bağımlı kılmanın bir yoludur. Yeni makinelerin bulunması üretimde gerekli olan emek miktarını düşürür ve daha çok işsiz yaratır, fakat bu işsizler için kapitalizm yeni pazarlar bulabilmek için yeni iş kolları yaratmak zorundadır.

Sermaye daha çok büyüdüğünde daha çok işgücüne ihtiyaç duyacak, işgücüne olan talep artacak ve işgücünün fiyatı yükselecektir. Fakat karın artma oranı ücretin artma oranından daha fazla olur yani göreli ücret düşmüş olur. Aynı zamanda sermayenin büyümesi ve tekelleşmesi ücretli emeği daha çok sermayenin hizmetine geçirir ve daha çok artı-değer sömürüsü yaparak işçileri daha fazla sömürür. Son olarak işçi sınıfının çıkarları ile kapitalistlerin çıkarları birbiriyle çelişir. Ücret arttığında kar azalır, kar arttığında ücret azalır. Başlı başına artı-değer sömürüsü zaten kapitalist ile işçiyi karı karşıya getirir.

Artı-değere el koyularak yapılan emek sömürüsünün sebebi artı-değerin yaratılmasının birinci öncülü olan işgücünün meta haline gelip satılmasıdır. İşçi işgücünün niye satar? Çünkü hayatını sürdürebilmek için başka metalara ihtiyacı vardır, ve bu metaları da kendi metası ile –işgücü ile- değiştirerek elde eder. Peki kapitalist niye işgücünü satmaz? Çünkü buna gerek yoktur. Çünkü o üretim araçlarına sahiptir. İşte sömürünün aslı nedeni budur: Üretim araçlarının üzerindeki özel mülkiyet. Bunu kaldırmadan artı-değer sömürüsünü kaldırmak imkansızdır.

Emeğin yabancılaşması

Kapitalist üretimin tek amacı daha fazla kar elde edebilmektir. Hiç ihtiyaç olmayan şeyler de ihtiyaç haline getirilir. Koskoca reklam sektörü bunun bir göstergesidir. Böylece üretilen metalar gerçek konumlarından giderek farklılaşırlar, araç değil adeta amaç olurlar. Meta üretimi doğrudan ihtiyaç karşılamak için değil diğerleri ile değiştirilmek için üretilmeye başlanır. Metaların konumları, insanlarla olan ilişkileri değişerek kendinde bir sebep olmaya başlar. Adeta insan dışı nesneler, metalar insana hükmetmeye başlar. Bu duruma Marx metaların fetişizmi der. Ayrıca işçilerin kendi ürettikleri meta ile bir ilişkisi kalmamıştır. Kendi emeğini kattığı nesne onun için bir anlam ifade etmez. Bir inşaat işçisinin inşa ettiği saray işçiye tamamen yabancı bir dış nesne durumuna gelir. İşçi için bir gecekondu vardır sadece… Çalışmak kendi başına bir ihtiyaç, kendini ifade etme yöntemi değil, kişiliğin dışında bir olgu olmuştur. Yani çalışmak için değil, başka şey için çalışılır. İşçinin günün çoğunu geçirdiği çalışma saatleri yani yaşamının bir bölümü yalnızca bir araç haline gelmiş, yaşamdan ayrı bir konumda bulunur. Emeğin yabancılaşmasının bir diğer boyutu da budur.




Hiç yorum yok: