16 Kasım 2007 Cuma

Ülkücülük

Ülkücülük

Ülkücülük soğuk savaş döneminin anti-komünist cephesinin Türkiye’deki adıdır. Türk egemen sınıfı komünizm hayaleti karşısında Türkçülük ideolojisi ile yetinememiş, yanına sahte İslamcılığı da ekleyerek türk-islam ideolojisi oluşturmuştur. Ülkücülük; Kemalist, muhafazakar, mukaddesatçı ve milliyetçi düşüncelerin eklektik biçimde sentezine dayanır.

Ülkücülük ve Muhafazakarlık

Ülkücülük her muhafazakar ideoloji gibi içe kapanmacıdır, kendi dayandığı unsura (burada “türk milleti”) karşı yabancı unsurların sürekli bir saldırıda olduğu vehmini adeta şizofrenik ölçüde içinde barındırır. Ülkücülüğe göre tüm dünya Türklere düşmandır; “türkün türkten başka dostu yoktur”. Diğer milletler sanki başka işleri yokmuş gibi sürekli Türklük aleyhine çalışmakta ve Türkleri yok etmeye uğraşmaktadırlar. İşte bu şizofrenik dış düşman ve içe kapanma duygusu beynin düşünme yetisini ortadan kaldırır. Tüm farklı öneriler “dış güçlerin bize dayattığı şeyler” gerekçesiyle reddedilirken bunun nedenselliği asla sorgulanmaz. Sözgelimi demokratlar 301. maddenin anti-demokratik olduğu gerekçesiyle kaldırılmasını savunduklarında karşılarında “bizi güçsüz düşürmek isteyenlerin oyunlarına geldiklerini” söyleyen muhafazakarları bulurlar. Muhafazakarlar farklı şeyleri de düşünmeyi asla deneyemezler bile. Farklı düşünceler muhafazakarlara göre onların varlığına yönelmiş bir tehditten başka bir şey değildir. Farklı düşünme çabası daha baştan reddedilince muhafazakarlara düşen şey sorgulamaksızın kabul ettikleri kendi dogmalarına yapışmaktır.

Ülkücülük ve Milliyetçilik

Ülkücülük her milliyetçi ideoloji gibi sınıf çatışmasını reddeder. Milliyetçilere göre her millet birbirinin doğal rakibi veya düşmanıdır. Yine her millet kendi içinde homojen bir topluluktur. (hainler hariç!) Milliyetçi safsataya göre sabahtan akşama kadar çalıştığı halde yine de yoksul olan bir işçiyle, hiç çalışmasa da zengin olan patron aynı milliyetten oldukları ve aynı vatanda yaşadıkları için aynı çıkarlara sahiptirler. Ama yoksul bir türk işçi kendisi gibi geçimini çalışarak, emekle sağlayan bir yunan veya ermeni işçiye düşman olmalıdır! Neden? Çünkü milliyetçiliğe göre milletler farklı vatanların sahipleridirler ve birbirleri ile bu vatanları korumak bazen fetih (veya işgal) etmek amacı ile sürekli rekabet ve düşmanlık halindedirler. Milliyetçiliğe göre günde en az sekiz saat çalışıp ancak asgari ücretin biraz fazlası ücret alan bir işçinin bu durumu bir kenara bırakıldığında aslında o koskoca Türkiye’nin sahibidir, o yoksul işçi bir ‘vatan’a sahiptir. Bu sahip olduğu yüce değeri diğer milletlerden korumalı değil mi? Halbuki gerçekte işçinin vatanı yoktur. Vatan denilen toprak parçasına sahip olanlar aslında, o topraktaki yer altı ve yer üstü kaynaklarının kullanım hakkına sahip olan sermaye sahipleridir. Emekçiler yalnızca onların mülkünde çalışırlar ve belli miktar ücret alırlar. Ancak hammaddeler emek sayesinde ürün olmasına karşın; sermayenin sahibi emeğin sahibinden kat kat fazla pay alır. Kısaca vatan; insanları yapay ulusal çitlerle birbirine ayıran parça, kapitalist sınıfındır. İnsanlığın farklı ülkelere, sınırlara bölünüp birbirine düşman olmasına sebep olan hiçbir gerçek neden yoktur. Ulusların arasında çıkan savaş ve çatışmalar o ulusların kapitalist sınıflarının çıkarları doğrultusunda çıkarılmış savaşlarıdır. Savaşların sonunda ölen, yaralanan, savaşanlar çektikleri çilelerle kalırlar. Ancak kapitalist sınıflar rakiplerine karşı üstünlük elde ederler. Örneğin 1. dünya savaşı emperyalist paylaşım mücadelesinin bir ürünü olarak çıkmıştır. Yoksa Alman halkı ve Fransız halkının birbirlerine saldırmaları için hiçbir gerçek neden yoktu. Alman ve Fransız egemen sınıfı kendi halklarına “vatan için, millet için” yalanlarını söylediler. Şimdi de ABD kapitalist sınıfı açıkça petrol için ve rakipleri karşısında emperyalist hegemonya kurmak için Irak savaşını başlattı. Fakat kendi ülkesinde Amerika için, Amerika’nın çıkarları için savaştığını söylüyor. Irak’taki savaşın ABD’li işçi sınıfına hiçbir faydasının olmadığı açıktır. Çünkü onların ne petrol şirketleri var ne de rekabet etmesi gereken başka kapitalistleri…

Ülkücülük ve İslamcılık

Ülkücü hareket kitlesel taban bulabilmek için yalnızca Türkçülüğün yetmeyeceğini görüp İslami bir söylem de kullanma gereğini hissetmiştir. “Tanrı dağı kadar Türk, Hira dağı kadar Müslüman” söylemi buradan çıkmıştır. 6000 metrelik Tanrı Dağı ile 500 metrelik Hira Dağı’nın büyüklüğünü oranladığımızda aslında ülkücülüğün ne kadarlık kısmının Türkçülük, ne kadarlık kısmının İslamcılık olduğunu görebiliriz.

Kemalizm laiklik adı altında dini kontrol etmek istiyor. TC’nin kuruluşundan beri hep aynı eğilim süregelmiştir. Diyanet Kurumu, devletin zorunlu din dersi vermesi, din adamlarının devlet memuru olma durumu hep bu durumun göstergeleridir. Demokratlaşamamış (ve laikleşememiş) cumhuriyet dini kendi egemenliğinin kitlelere benimsetilmesinde bir araç olarak kullanmak istemiştir. Bu yüzden kendi ‘ehli İslam’ını yaratmaya çalışmıştır. Böylece din, milliyetçiliğin bir öğesi durumuna getirilecektir. Türk Müslümanlar değil, Müslüman Türkler söylemi buna işaret eder. Önce Türk sonra Müslüman. Kemalizm’in İslam’la ilişkisi Osmanlı’nın mirasını devralması ile doğrudan başlamış oluyordu. Eski devlet bir ulus devlet değildi. Ancak yeni kapitalist devlet bir ulus devlet olmak zorundaydı. Milli mücadele Türklerin mücadelesi değil, Osmanlı’nın asli unsuru olan Müslüman milletlerin mücadeleleriydi. Milli mücadeleye damgasını vuran Türklük değil, Müslümanlıktı. Böylece Kemalizm ilk düşmanlarını Türk olmayanlardan değil, Müslüman unsurundan olmayanlardan belirledi: Rumlar, Ermeniler ve hatta Aleviler. Cumhuriyet kurulup ümmet anlayışından ulus anlayışına geçildiğinde Türklük asli unsur seçildi ve diğer Müslüman halkların kimliği yok sayıldı, inkar edildi. İşte Kürt sorunu da buradan mütevelliddir.

Ülkücülük kemalizmin bu ilklerini tamamen benimsemiştir. Ülkücülüğe (ve kemalizme) göre Türkiye’de asli unsur Türkler, azınlık unsurlar ise gayri-müslimledir. Kürtler, Lazlar, Çerkezler, Gürcüler, Zazalar, Boşnaklar, Arnavutlar yoktur, yalnızca Türkler vardır. Tabi Ermeni ve Rum düşmanlarımız da vardır. Ülkücüler Kürtlere “Türk Kürdü” derler, Azeri Türkü der gibi… Yani Kürtler Türklerin bir kolu, bir boyu kabul edilir. Bu bilime tamamen aykırı görüş hala taraftar bulabilmektedir. Türkçe Ural-Altay dil ailesine mensuptur, Kürtçe ise Hint-Avrupa dil ailesindendir. Hatta Kürtçe 30 yıldan beri resmi ve hukuki olarak Irak’ın Arapçadan sonra ikinci resmi dilidir.

Ülkücülüğe göre Türkiye’de Kürt halkının kültürel hakları olmadığı gibi hiçbir siyasi hakkı da yoktur. Çünkü “Türkiye Türklerin”dir. Yani tüm “vatan” Türklere aittir, Kürtlerin bir çakıl taşları bile yoktur.

Ülkücülüğün İslamcılığı bir tek şeyde kullanır; o da düşman yaratmadır. “Gavurlar bize düşman!”. İşte bu kadar sığ. Farklı bir ülkede, farklı bir anne babadan doğan, farklı sosyal çevrede yetişen insanların farklı inançlarda olmasından daha doğal bir şey yoktur. Ama milliyetçi-dinci sanki kendi inancını bin bir zorlukla araştırıp seçmiş ve kendi inancının tüm gereklerini yapıyormuş gibi farklı inançtan olan “kafir”leri peşinen düşman ilan eder. Diyecek bir şey yok. “Allah akıl fikir versin”

Ülkücülük ve Faşizm

Faşizm kapitalizmin krizde olduğu olağan dışı dönemlerinde ortaya çıkan devletçi-otoriter ve baskıcı bir devlet şeklidir. Faşizmin ideolojisi devleti kutsamaya dayanır. Faşizm bazen ırkçılığı bazen de koyu milliyetçiliği kendine rehber edinir.

Ülkücülüğü tamamen kafatasçı-ırkçı olarak nitelemek pek mümkün değildir. Çünkü Türkiye gibi ırkların birbirine karıştığı ve pek yakın olduğu bir ülkede ırkçılık reel olarak mümkün değildir. Reel olarak mümkün değildir ancak ülkücülüğün sanal ırkçılığı da bir gerçektir.
Ülkücülük her faşist ideoloji gibi devletin kutsallığına dayanır ve ulusun çıkarları bütün sınıfsız bir topluluk olduğunu iddia eder. Ülkücülük her faşist ideoloji gibi koyu ve akıl dışı bir anti-komünist propaganda yayar. Komünizmin ne olduğunu bile bilmeyen ancak komünizmi “kötü, öcü, pis” gibi çocuksu nitelemelere tabi tutan kitleler tam faşizmin istediği kitlelerdir. Komünizmin “halkı kandırmak için kullandığı yem”lere yakalanmamak için de kendi ideolojilerinin de toplumcu olduklarını söylerler. Hitler de kendi partisine “Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi” adını vermemiş miydi? Ülkücülüğü ilkeleri olan dokuz ışıktan birinin de “toplumculuk” olması tesadüf değildir.

“Devlet bize ekmek veriyor”. Bu iddia faşizmin temel iddialarındandır. Halbuki devlet denilen kurum insanlarca oluşturulmuştur. Hiçbir kutsallığı yoktur. İnsanlara ekmeklerini veren bir tanrı değildir devlet. İnsanlar kendileri çalışıp üretirler. Üstelik işçi sınıfı üretir, patronlar yer. Dahası devlet denilen baskı aracıyla bu sömürü düzeninin devamı sağlanır.

4 yorum:

zihni örer dedi ki...

selam proletarya,
bir rastlantı sonucu buldum burayı. Yazılarınızı kısmen okudum, devam edeceğim. Kutluyorum sizi ve Dost blog ilan ediyorum.

Haydar Eren dedi ki...

Gayet guzel aciklamalar yapmissiniz.
Buna ek olarak; Ulkuculerin kurulus amaci Soguk Savas doneminde SSCB nin ideolijik yayilmasina karsi "tampon" bir kitle olusturma ihtiyaci yatmasiydi. Elbetteki kitleleri cekmek icin de dise dokunacak kadar bir karsi ideoloji gerekiyordu. 1945 ten sonra notr hale gelen Nazizm artik ideolojik olarak kapitalizm onunde tehlike arzetmedigi icin, GLADIO (Turkiyedeki ismi once Ergenekon sonra Ulku Ocaklari) denilen kurulusa Nazizmden bozma ideoloji uyduruldu ve hala satiyor.
Yakin zamanda http://demokrasidemokrasi.blogspot.com/2007/11/ulkuculerin-tarihi.html konunun kronolojik degerlendirmesini yapmistim.
Muhabbetle.
Haydar Eren

yortsavul dedi ki...

ülkücü faşist hareketin gelişimi ile ilgili bilgilendirici bir kaynak: "1970’ler Türkiye’sinde İslamcı ve Faşist Siyaset: Vaatler ve Sonuçlar, Burak Gürel" (Praksis, sayı 12)

Adsız dedi ki...

ÜLKÜCÜ KİMDİR ?

Semalarda dalga dalga yayılan ezan susmasın diyerek toprağın kara bağrına düşen candır.

Türk milletini başkalarına avuç açmadan çağlar üzerinden sıçrayarak çağdaş medeniyetin en ön safhasına geçirmek, ilimde, teknikte, medeniyette yeryüzünün en kuvvetli varlığı haline getirmek, Türklüğü yüceltmektir.

Bütün Türklerin tutsaklıktan kurtulup hür ve bağımsız olması ülkümüzdür.

İslâm’ı hayat nizamı olarak seçen, bu nizamı tavizsiz bir şekilde yaşamaya çalışandır.

Türk olmanın gururunu, İslâm fazileti ile bütünleştiren, Türk-İslâm ülküsünü yaşayandır.

Günü birlik siyasi menfaatleri aşarak, asırlar sonrasını görebilen ve asırlar sonrası için hazırlık yapan kimsedir.

Allah için seven, Allah için savaşan, Allah rızasına koşan, Allah nizamı için yanandır.

Rehberi iki cihan güneşi Hz. Muhammed (s.a.s.): kaynağı, ilhamı, düsturu Kuran olandır.

Türk’ün töresini, Türk’ün ilini, İslâm la kaynaştıran

Bayrak solmasın diye bayrak için dökülen kandır.

Liderine, ocağına, fikir sistemine bağlı tefrikaya çanak tutmayandır.

Kimi zaman Derviş Yunus, kimi zaman Yavuz, kimi zaman surlarda üç hilal elinde Ulubatlı Hasan’dır.

“Ben”i aşarak “biz”i hisseden, “biz” diyerek nefsini kör kuyulara çıkmamak üzere atandır.

Dağlarıyla, taşlarıyla, ırmaklarıyla, ovalarıyla ve yollarıyla bir kara parçasını vatan yapandır.

Türklük deyince 300 milyonluk Türk dünyasını kucaklayan, anne şefkatiyle evlatlarını bağrına basan; kimi yerde Kerkük, Bişkek, Bakü, Doğu Türkistan; kimi yerde Kıbrıs, Kırım, Kazak, Kırgız... Velhasıl kocaman bir vatandır.

En zor şartlarda, en buhranlı zamanlarda, en müşkül alanlarda, Türk’e yol
gösteren, akıl veren, umut olan Dede Korkut Han’dır.

Haksızlık karşısında susmayan, davasından taviz vermeyen, korkaklığı, pısırıklığı, nemelazımcılığı lügatinden alıp çıkarandır.
Hürriyet kavgasında kırk yiğidin başında Kürşad; il derleyip vatan tutan İlteriş; bilgelikte Tonyukuk, Akşemsettin; Malazgirt Ovası’nda ak kefen içerisinde Alparslan’dır.
Türk’ün töresini, Türk’ün ilini islamla yoğuran, islamla kaynaştıran, Ahmed Yesevi Ocağında kaynayan, pişen, kavrulandır.

Bir bozkurt silkinişi ile esaret zincirini kırandır.

Liderine, ocağına, fikir sistemine bağlı, tefrikaya çanak tutmayandır.
Rehberi iki cihan serveri (sav), kaynagı, ilhami, düsturu Kur ’andan alandır..

Ülkücü budur,
Bunun dışındakiler külliyen yalandır.