15 Ekim 2009 Perşembe

Irkçılık ve Milliyetçilik

Irk ve ırkçılık

Her insanın biyolojik özellikleri farklıdır. Kimisi siyah derili; kimisinin gözleri çekik; kimisinin gözleri mavi... Bu fiziksel/biyolojik özellikler nesilden nesile kalıtım yoluyla geçer. Aynı ortak ataya/atalara sahip olan bireyler benzer benzer biyolojik özellikler gösterir. Bu biyolojik farklılıklar ırk kavramı ile belirtilir. İnsan ırkları kesin ayrımlarla belirlenemez. Yüzeysel olarak siyah, sarı, beyaz gibi deri rengine göre veya kafatası ölçümlerine göre yapılan ırk tanımlamaları vardır.

Irkçılık, insanın toplumsal hayatında ırkın belirleyici rol oynadığını, toplumların ırklara göre oluştuğunu veya ırklara göre doğal düşmanlıkları bulunduğunu iddia eder. Irkçılığa göre kara derililer ile beyaz derililer, mavi gözlülerle siyah gözlüler doğal bir çatışma içindedirler. Çoğu ırkçılar kendi ırklarını diğerlerinden üstün görürler. Bilimsel olarak bu saçmalıkların hiç bir değeri yoktur.

Türkiye'de ırkçılık

Türkiye'de kelimenin tam anlamı ile ırkçılık yapmak mümkün değilidir. Daha geçen yüzyılda ABD'de yapılan ırkçılık siyahlara yönelikti. Genlerinden gelen biyolojik bir özelliğe sahip olan siyah derililer dışlanıyor ve baskı altına alınıyordu. Buna benzer bir uygulama türkiye'de mümkün değildir çünkü Türkiye'de yaşayan toplumlar genetik olarak çok farklı değildir. Sadece dış görünüşüne bakarak ve hatta çeşitli antropolojik ölçümler yaparak bile ırkçılık yapmak mümkün değilidir. Ünlü ırkçı Nihal Atsız bile kendi kafatasını ölçtürdüğünde türk ırkının kafatası ölçüsü olduğunu iddia ettiği brakisefal çıkmamıştır. Türkiye'de yaşayanlar Orta Asya'da yaşayanlara göre Yunanistan'da veya Ermenistan'da yaşayanlara ırksal olarak daha yakın değildir. Bir kişinin dış görünüşüne bakarak Orta Asya'lı bir türki mi yoksa Türkiye'li mi olduğunu anlayabiliriz ama Türkiye'li mi yoksa Ermenistan'lı mı olduğunu anlayamayız. Hal böyle olunca belli bir ırksal özellikler taşıyan gruba karşı başka ırksal özelliklerin üstün olduğunu iddia edilemez. Örneğin çekik gözlü türkler, çekik gözlü olmayan ermenilerden üstündür denilemez. Çünkü hemen hemen aynı ırka mensubuz.

Milliyetçilik

Milliyetçilik, ırkçılığa benzer bir şekilde farklı anadile sahip olan ve farklı toprak parçasında yaşayan farklı milletleri sürekli bir rekabet ve çatışma içinde gören, bireyin bu milletler savaşında kendi milletinin yanında yer alması gerektiğini savunan bir düşüncedir. Örneğin bir insan Yunanistan'da yunanca konuşan bir anneden doğdu diye Bulgaristan'daki bulgarca konuşan bir anneden doğan bireye doğal olarak düşmandır milliyetçiliğe göre. Milliyetçilik ırkçılıkla beraber de olabilir veya ırkçılığı reddedebilir de. Ama bu milliyetçiliğin temelini etkilemez. Yani ırkçı olmayan milliyetçilik de masum değildir. Milliyetçiler farklı ulusları doğal bir çatışma halinde görürler ve aynı anadile sahip ve aynı 'vatan'da yaşayan bireyleri aynı ortak ulusal çıkarlara sahip topluluklar olarak görürler.

Burada vatan kavramını sorgulayabiliriz. Vatan, dünyanın sınırlara bölünmesi sonucu her ulusun payına düşen toprak parçasıdır. Peki aynı 'vatan'da yaşayanlar gerçekten de aynı ulusal çıkarlara mı sahiptirler? Gecekonduda yaşayanlarla villalarda yaşayanlar, asgari ücretten biraz fazlası için günde 8-10-12 saat çalışanlarla hiç çalışmasa dahi hayatının sonuna kadar yetecek paraya sahip olanlar aynı ulusal çıkarlara mı sahiptirler. Elbette hayır. Toplumsal hayat dünyanın farklı bir yerinde doğan ve farklı bir anadile sahip olan insanların doğal çatışması üzerine kurulu değildir. Farklı farklı ulusal sınırlar ile bölünmüş yerlerde yaşanan şey sınıfsal çatışmadır. Hayatını sürdürebilmek için çalışmak zorunda olan emeği ile geçinen, tüm zenginlikleri yarattığı halde kendisi yoksul olan işçi sınıfı ile işçi sınıfının toplumsal olarak ürettiklerini bireysel mülkiyetine geçiren ve böylece emek sömürüsü yapan patronlar sınıfı arasında sınıfsal çelişkiler vardır.

İşte burada patronlar sınıfı kendi sömürü ve baskısını gözlerden ve akıllardan gizlemek için çeşitli yalanlara başvurur. Bunlardan en büyüğü ortak ulusal çıkarlar ve milliyetçiliktir. Milliyetçilik ile zehirlenen işçi sınıfı hem ortak çıkarlara sahip olduklarını sandıkları patronlara karşı mücadele etmeye girişmezler hem de birleşmeleri gereken diğer uluslardan işçi kardeşlerine karşı anlamsız bir düşmanlık ve önyargı beslerler. Sonuçta işçi sınıfı diğer uluslara besledikleri düşmanlıkları ile hiç bir şey kazanmazlar.
Milliyetçiliğin burjuvaziye kazandırdığı diğer bir şey ise farklı ulusal sermaye grupları karşısında giriştiği rekabetin en sonunda emperyalist bir savaşa dönüşmesi sonucu kendileri için savaşacak ve ölecek ordular bulmasına yardımcı olmasıdır. Tarihte de bu hep böyle olmuştur. Köleler kölelerle savaşır ama kazanan hep efendileridir.

Bir Osmanlı şairinin dediği gibi:
"Milletim nevi beşerdir, vatanım ruyi zemin." diyebilmemiz ve anlamsız emperyalist savaşlara son verebilmemiz için kapitalist sömürü düzenini reddetmemiz gerekmektedir. Çünkü milliyetçiliği doğuran farklı ulus-devlet temelinde örgütlenmiş kapitalist devletlerdir. Sermaye grupları arasındaki çatışmalar aslında halklar arasında değildir. Bu yüzden Karl Marx "işçilerin vatanı yoktur" demiştir.

Proletarya enternasyonalizmi

İşçi sınıfının enternasyonalist mücadelesi yalnızca tüm halkların eşit olduğunun benimsenmesi ve emperyalist savaşlara karşı çıkılması ile sınırlı değildir. İşçi sınıfının enternasyonalizmini Komünist Manifesto'nun son cümlesi özetler: "tüm ülkelerin işçileri, birleşiniz!" Çünkü kapitalizm bir dünya sistemi olarak tüm ülkelerin üretim ve tüketimini birbirine bağlamıştır. İşçi sınıfının kapitalizmi tamamen kaldırabilmesi için tüm dünyada örgütlenmeli ve yalnızca ulusal değil, evrensel nitelikte sürekli bir devrim yapmalıdır.

Hiç yorum yok: