23 Ekim 2009 Cuma

Kamusal Alan ve Kürtçe

Bu konuda bizim İslamcılarda Stockholm sendromu türünden bir etkileşim olduğu kesin. Kürtçenin devlet işlerinde kullanılması hakkındaki söyledikleri laikçilerin kamusal alan hassasiyetleri ile birebir örtüşüyor.

Laikçi: Kamusal alan herkese ait olan alandır ve türban girmemelidir.
Türk-İslamcı: Kamusal alan herkese ait olandır ve kürtçe girmemelidir.

Laikçi: Kamusal alana türbanlılar girerse ayrımcılık baş gösterir. Bu yüzden kamusal alanda yalnızca modern kıyafetler olmalı.
İslamcı: Kamusal alana kürtçe girerse ayrımcılık baş gösterir. Bu yüzden kamusal alanda yalnızca resmi dil olmalı.

Laikçi: Niye illa tutturuyorlar kamusal alana gireceğiz diye. Evlerinde taksınlar türbanı.
İslamcı: Niye illa tutturuyorlar kamusal alanda kürtçe olacak diye. Evlerinde konuşuyorlar ya kürtçe.

Laikçi: Sokakta kimsenin türbanlı dolaşmasına karışıyor mu?
İslamcı: Sokakta kürtçe konuşmalarına karışılıyor mu?

Laikçi: Namazlarını kılsınlar, oruçlarını tutsunlar, sokakta evde türban taksınlar, bunlara karışan yok. Ama türban asla kamusa alana giremez.
İslamcı: Kürtçe müziklerini dinlesinler, kürtçe kitap yazsınlar, kürtçe tv izlesinler. Ama kürtçe asla kamusal alana giremez, kürtçe eğitim asla olamaz, devlet dairelerinde, devlet okullarında kürtçe asla kullanılamaz.

Ilımlı laikçi: Kamusal alanda, hizmet alanlar türban taksın ama hizmet verenler takmasın.
Ilımlı türk-islamcı: Devlet dairelerinde bir tercüman bulunsun, isteyen vatandaş hizmetini kürtçe alabilsin, kürtçe seçmeli ders olsun. Ama kürtçe eğitim olmasın, devlet kürtçe hizmet vermesin.

Hiç yorum yok: