17 Ekim 2009 Cumartesi

Kemalizmin Derdi TKP'yi Gerdi

Bir adam varmış ismi Mülayim'miş ama kendisi çok sinirli bir adammış. Başka bir adam varmış ismi Arslan'mış ama kendisi bir tavşan kadar korkakmış...
Türkiye'de de bir Tkp var, ismi komünist ama kendisi kemalist ve milliyetçi. Gerçi kendilerinin milliyetçi olduğu gerçeğini yurtsever ismini kullanarak ortaya koyuyorlar.

Kürt açılımı vesilesiyle hazırladıkları Barış, Kardeşlik ve Birlik Bildirgesinde aynen şunu demiş Kemal Okuyan:
Bağımsızlık, laiklik, cumhuriyet gibi tarihsel ilerleme öğeleri artık birer yük sayılmaktadır
TKP'nin Felaketin Eşiğinde adlı bildirgesi ise daha bi garip.

"Bu bir geriye dönüştür, bu bir karşı-devrimdir, bu karanlığa teslim oluştur."

"Cumhuriyetin kazanımlarını savunmak ise, bugün, sosyalizmin gündemindedir. Tasfiye edilmekte olan 1923, ancak sosyalist devrimci bir silkiniş ile yeniden tarihsel değer kazanabilir."

Kemalizm çözülüyor. Çünkü toplumsal gelişmenin kanunu bu. Kemalizm belli bir tarihsel döneme denk gelen bir ideoloji. Bunu anlayabilmek için Osmanlı'daki üretim ilişkilerine kabaca göz atalım.
Osmanlı'da Avrupa'daki gibi bir feodalizm yoktu. Doğal olarak feodalizme karşı devrimci bir burjuva sınıf da yoktu. Osmanlı'da özel mülikyet de yoktu. Marx'ın tanımı ile bu tam olarak 'Asyatik Despotik Devlet'e karşılık düşüyor. Ve Marx'ın dediği gibi doğunun anahtarı özel mülkiyetin olmaması. Yönetici sınıf özel mülke sahip olan sınıf değil, doğrudan devlete sahip olan sınıftır. Osmanlı'daki ismi ile devletlû sınıf. Batıdaki ismine bürokrasi denilebilir. Bürokratik sınıf devlete sahiptir, devlet toprağın mülküne sahiptir. Doğal olarak artı-ürün sömürüsünü devletlû sınıf yapar.
Bürokrasi Avrupa'da özel mülke sahip olan sınıfa bağımlıdır, onun memurudur. Asyatik devletlerde ise kendi başına hareket eden bağımsız bir güçtür.

Osmanlı, kapitalizm ile karşılaşınca çözülmek zorunda kalmıştır. Fakat bürokratik sınıf buna büyük bir direnç göstermiştir. Kemalizm bir halk hareketine dayanmayan, tepeden inme dayatmalarla Osmanlı'yı kapitalizme adapte etmenin adıdır. Kemalizm yeni bir burjuva sınıf yaratmalıydı. Ama bu burjuva sınıf Avrupa'daki gibi özgür ve egemen değil, kemalist asker-sivil bürokrasiye göbekten bağlı bir burjuvazi oldu. Bürokrasi hiçbir zaman kendini burjuvazinin memuru olarak görmedi. Kendini devletin asıl sahibi sanmaya devam etti.

Şimdi Türkiye'de olan şey, burjuvazinin, kendini devletin sahibi sanan bürokrasiye (yargı-ordu vs.) devletin asıl sahibinin kendisi olduğunu hatırlatması, bürokrasiyi normal kapitalizme uygun olarak yalnızca kendine bağlı memur kılma çabasıdır.

Bürokrasi demokrat değildir, sivil değildir, miltarist ve şovendir. Ulusal kapitalizm hayali kurar. Fakat Türkiye burjuvazisi yeterince gelişti ve dışa açılma ihtiyacı hissediyor. Dünya emperyalist sistemine tam olarak bağlanmak, emperyalist piramidin orta kısmında yer edinmek istiyor. Kemalizm yani bürokrasinin ideolojisi ise burjuvaziye ayak bağı oluyor.

Değişmeyen tek şey değişimdir ve Türkiye değişiyor. Bu değişim asker-sivil bürokrasi öncülüğündeki 'ulusal' burjuva kesim ile dışa açılma ihtiyacı hisseden, AB'ci liberal burjuva kesimin çatışması ile ilerliyor. Kendine komünist diyen birisi bi burjuva kanadın, üstelik tarihsel açıdan gerici bir burjuva kanadının tasfiyesi üzerine feryat etmez. Bu hengamede işçi sınıfını tarihin içine nasıl sokabileceğinin hesabını yapar. Yani klasik deyimle üçüncü yolu nasıl yaratacağını düşünür.

Eğer ille de kazanımları savunmak istiyorsa ki istemeli, demokrasiyi hiçe sayan, darbeci, militarist, şoven bir ideolojiyi savunarak yani sözde cumhuriyeti savunarak bunu yapamaz. Pek savunulacak bir 'kazanım' da yok zaten. 85 senelik kemalizmde çözülmemiş duran bir çok demokratik sorun var. Kürt sorunu, Ermeni sorunu, darbecilik sorunu bunlardan bir kaçı. Bu sorunların devamı için, statükonun devamı için çabalayanların yanında komünistler yer alamaz.

"Tek kelimeyle komünistler, mevcut toplumsal ve siyasal durumlara karşı her yerde ve her çeşit devrimci hareketi destekliyorlar.

Tüm bu hareketler içinde, hangi gelişkinlik aşamasında olursa olsun mülkiyet sorununu hareketin temel sorunu olarak öne çıkarıyorlar." (Komünist Manifesto'dan)

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Dikkatlice bakacak olursanız burada Kemalizm'in çözülmesi meselesi değil, bu topraklarda gerçekleşmiş elle tutulur tarihsel ilerlemelerin çözülüşüne vurgu yapılmıştır. Bağımsızlık, laiklik, cumhuriyet gibi... Dilerseniz siz bu ilerlemelerin çözülüşüne seyirci kalabilirsiniz. Bağımsızlık fikri yerine emperyalizmi benimsemiş insanları, laiklik yerine cemaatleşmiş bir toplumu, cumhuriyet yerine emperyalizm eliyle sömürünün vilayetler düzeyine indiği yeni-Osmanlıcı modeli tercih edebilirsiniz.(orta doğu planlarını saymıyorum bile) Fakat lütfen siz söyleyin bu geri düşüşlerin yaşandığı bir ülkede nasıl devrimci durumu güncel kılacağız? Tekrar etmekte fayda var, mesela Kemalizm'in çözülüşü değil, bu memlekette işçi sınıfını sosyalist devrim sürecinde ileriye taşıyacak değerlerin çözülüşünde.

Enternasyonal dedi ki...

Kemalizmin kullandığı kavramlara kendi bağlamından çok fazla değer yüklüyorsunuz, o kavramları (laiklik, cumhuriyet vs.) fetişleştiriyorsunuz. İçeriğinden kopuk, sadece kavramlar üzerinden söylemler geliştiriyorsunuz. Cumhuriyet elden gidiyor diyorsunuz ama bunun ne anlama geldiği meçhul. Bu birinci sorununuz.

İkinci sorun da şu: Bu kavramların içerdiği ilerici içerik yok olmuyor. Bu 'ilerici değerler' gerilemiyor. Bu kemalistlerin hüsn-ü kuruntusu. Eğer ille de karşılaştırma yapacaksak, askerlerin sivil mahkemede yargılanabildiği bir ülke ile askerlerin yalnızca askeri mahkemede yargılanabildği bir ülkeyi karşılaştırın. Kürtçenin yasak olduğu bir ülke ile kürtçe'nin kısıtlı da olsa özgür olduğu bir ülkeyi karşılaştırın. İçe kapanmış bir ülke ile kapitalist dünya pazarına açılmış bir ülkeyi karşılaştırın. Tek parti diktatörlüğü ile göstermelik de olsa çok partili bir ülkeyi karşılaştırın.

Tarihselciliği politikamızın tek ve temel ögesi haline getirirsek kemalizmi değil, akp'yi savunmak durumunda kalabiliriz.