13 Ekim 2009 Salı

Liberalizm mi Ulusalcılık mı?

Marx döneminde korumacı-ulusalcı ekonomiyi savunanlarla, serbest ticareti savunanlar arasında hararetli bir tartışma cereyan ediyordu.

Değişen dünyada, kapitalizmin temelleri nicel olarak değişse bile nitel olarak değişmedi, yani m eta üretimi, artı-değer sömürüsü, emek-sermaye çelişkisi olduğu gibi duruyor.

Türkiye'de de serbest ticaret sorunu bağlamında bir dizi tartışma hararetlenerek devam ediyor. Bir tarafta AB'ci, dışa açılmacı, serbest ticaretçi, özelleştirmeci liberal burjuvazi diğer tarafta AB karşıtı, içe kapanmacı, koruyucu ekonomiyi savunan, devletçi kapitalizmi savunan ulusalcı burjuvazi...

Bunların tezlerine kısaca değinmek gerekir. Marx'ın döneminde taraflar neyi savunuyorlarsa bunlar da temel çerçevede aynı şeyi savunuyorlar.

Sermayeleri daha kısıtlı olan, dev emperyalist tekellerle rekabete girişemeyeceklerini düşünen ulusalcı burjuvazi, 'serbest ticaret'in yani AB sürecinin, dışa açılmanın, özelleştirmenin karşısına dikiliyorlar. İdeolojik argümanları ise ülkenin dışa bağımlı bir sömürge haline getirildiğidir. Şoven milliyetçilik ile kitleleri etkileri altına almaya çalışıyorlar.

Bu burjuva kesiminin tarihsel kökeni Osman'lının devletlû sınıfıdır. Bilindiği gibi Osmanlı klasik feodal bir yapıda değil, Marx'ın Asyatik üretim, ya da doğu despotizmi dediği bir yapıdadır. Yine Marx'ın dediği gibi doğunun anahtarı özel mülkiyetin olmamasıdır. Özel mülkiyet yerine devlet mülkiyeti vardır ve bu devletin sahipleri vardır. Osmanlı'daki tabiri ile devletlû sınıf, batıdaki tabiri ile bürokratik elit. İki burjuva kamp arasındaki çatışmanın daha iyi anlaşılabilmesi için bu bilgi de gerekli. Çünkü türkiye'deki ulusalcı burjuva kampın önderliğini asker-sivil bürokrat kesim yürütüyor.

Sermayeleri yeterince büyümüş, Türkiye topraklarındaki sömürüyle yetinemeyen, daha fazla sömürmek için dışa açılmanın gerektiğini düşünen liberal burjuvazi ise ideolojisini demokrasi ve evrensel değerler üzerine kuruyor.

Peki komünistler bu çatışmaya nasıl bakmalı.

Öncelikle söylemeliyiz ki herhangi bir burjuva kampı desteklemek komünistlerin işi değil. Marx da kendi dönemindeki serbest ticaret sorununda, sanayi burjuvazisi ile toprak beylerinin ve tarım burjuvazisinin savaşında bir taraf tutmamıştır.

Marx, önce serbest rekabetçi yani liberal burjuvazinin tüm yalanlarını ortaya koymuştur. Serbest rekabetin sermayeyi büyüterek işçinin maddi konumunu iyileştirse de onun sömürülmesini daha da arttıracağını söylemiştir. Çünkü büyüyen sermaye, emeği daha çok kendi kendine bağlar, ücretli emeği daha çok sömürür. İşçi ile patron arasındaki toplumsal uçurumu derinleştirir. Ancak dediğim gibi sermayenin büyümesi işçinin maddi konumunu iyileştirir, ama bu durum işçinin sömürülüyor olduğu gerçeğini değiştirmez.

" İşçi için en uygun koşul, sermayenin büyümesidir. Bu kabullenilmelidir. Sermaye durağan kalacak olursa, sanayi de yalnızca durağanlaşmakla kalmaz, ama zayıflar ve bu durumda ilk kurban işçi olacaktır. Gidip kapitalistin önünde, duvarın dibine dizilecektir. Ve sermayenin büyümesini sürdürmesi halinde, işçi için en iyisi olduğunu söylediğimiz bu durumda onun kaderi ne olacaktır? Gene aynı biçimde, gidip duvarın dibine dizilecektir. " (Marx, Serbest Ticaret Sorunu Üzerine)

Şimdi gelelim himayeci (korumacı) sistemi savunanların durumuna. Marx bunun üzerinde fazla durmadan sadece şunları söyler:

"Baylar, sanmayınız ki ticaret özgürlüğünü eleştirirken himayecilik sistemini savunmak gibi bir niyet taşıyoruz.
Kişi, eski rejimin dostu olmadan da anayasa rejimine düşman olduğunu ilan edebilir. " (Marx, a.g.e.)

" genel olarak, serbest ticaret sisteminin yıkıcı olmasına karşın, günümüzün himayeci sistemi de tutucudur.
Serbest ticaret sistemi, eski ulusları parçalar ve proletarya ile burjuvazi arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı uç noktasına iter. Tek sözcükle, serbest ticaret sistemi toplumsal devrimi hızlandırır. İşte yalnızca bu devrimci anlamıyladır ki, baylar, ben serbest ticaretten yanayım." (Marx, a.g.e.)

İşte ulusalcıların bir türlü anlayamayacakları Marx'ın o cümlesini tekrar ediyorum:

İşte yalnızca bu devrimci anlamıyladır ki, baylar, ben serbest ticaretten yanayım.

3 yorum:

liberal ulusalcı, aynen amerika gibi dedi ki...

Ulusalcılık

Ne zamandan beri yazmayı düşündüğüm bir konudur. Fazla beklemeyim..
En başta Ulus kelimesinin tarihine ve aslına bakarak başlayalım; çünkü bu konuda saçma sapan bilgiler ve bilgisizler cirit atmakta.

"Millet" sözcüğü aslen Arapça olup (Ar: ملة), "din veya mezhep; bir din veya mezhebe bağlı olan cemaat" anlamındadır. Osmanlı Türkçesinde 20. yüzyıl başlarına kadar bu anlamda kullanılmıştır. 19. yüzyıl ortalarından itibaren aynı sözcük Fransızca/İngilizce nation kavramına karşılık olarak kulanılmıştır. Moğolca'dan alınan "ulus" sözcüğü, 1932 yılında aynı kavramın Yeni Türkçesi olarak benimsenmiştir.

Adsız dedi ki...

Latince kökenli olan "nation", kök anlamı itibariyle "aynı atadan gelenler topluluğu" demektir. Dolayısıyla esasen Türkçe kavim veya aşiret karşılığıdır. Moğolca ulus ise siyasi amaçla bir araya gelmiş olan boylar konfederasyonunu ifade eder (ayrıca kâdim Türkçedeki budun kelimesi de aynı anlamı verir).

İsviçre’de dört ayrı dil konuşulmasına rağmen yüzyıllardan beri paylaşılan ortak tarih güçlü bir ulusal duyguyu ayakta tutabilmiştir. Amerikan ulusu farklı kökenlerden gelen göçmenlerin ortak bir siyasi yapıda bir araya gelmesinden oluşur.

Atatürk, çevresinde ateşli Türkçülük taraftarı bilim adamları olmasına rağmen millet tanımını ırk temeline dayandırmadı. Dört ciltlik Türk Tarihinin Ana Hatlarındaki ulus tarifinde ırkçılık dışlanır ve ulusların ırkların bir karışımı olduğu, önemli olanın akıl ve ülkü birliğinin olduğunu vurgulanır

Adsız dedi ki...

Dil alanındaki bazı uzmanlar kelime olarak “ulus” un tam olarak “millet”in karşılığı olmadığını anlatır. Ulus kavramı Orta Asya dan Türklerin eski yurtlarından gelir; halk, devlet, ülke bütünlüğünü anlatan kelimedir. Daha çok bir devletin bütünlük halindeki bir coğrafyada yönettiği toplumu ifade etmekte, bir ülkede yaşayan toplum, halk işaret edilmekte ve aynı ülkenin menfaati değerlerinde, inancında birleşerek bu anlamda bir milliyetçiliği ifade etmektedir.

Amerika da uygulanan Ulusalcı bir yaklaşımdır, yani Amerika Ulusalcılık anlayışındaki bir ülkedir, bu yüzden onların milliyetçiliği Ulusal anlayıştaki devlet,ülke ve içindeki insanların birliğinden oluşan bir milli ruhtur, bayraklarıda bunu simgeler. Hadi Ulusalcı olalım demekle sadece anlayışını Ulusalcı yaparsın, uygulaması ise Amerikadaki sisteme benzer bir sistemdedir. Onların sistemi Ulusalcıdır, bu imar etmektedir ülkelerini. İşin komik yanıda Ulusalcılık savaşı verenlerin Amerikanın sistemini savunduğunu bilmemesidir. Sağ ve sol kolumuz gibi sağ sola, sol sağa hizmet eder, böyledir..

Millet ve milliyet kelimesinin kökeni ise Arapçadır ve o dilde bugün bizim kullandığımız nationalite (millet, ulus) değil, aynı dine inanan insanlar topluluğu yani kısacası ümmet manasına gelir. Arapça kökenli kavramları kullanmakta ısrar edenler, hiç kuşkusuz bu kavramların asıl anlamlarını da çok iyi biliyor olmalıdırlar. Yani millet kelimesi ümmet demekten gelmektedir. Fazlasıyla müslüman olsakta dini bozup diğer bütün milletler gibi paramparça etmekten uzağızdır. Bir ülke demekte, halk demekte, insan ve devlet demekte dini bir taraf yoktur kimsede buna itiraz etmez, bu doğaldır, ancak ne zaman dini alet edip kendi emellerini gerçekleştirmeye çalışanlar ortaya çıktıysa o zaman kavramlar, toplum yaşamı ve dini inanışlar deforme olmuş hangisi dünya hangisi değil karıştırılmış, insanlar ayaklarını yere sağlam basamamışlardır.

Türklüğümüzü işaret ettiği müddetçede milliyetçiyim, bu kavramıda kullanırım ve bu anlamda milliyetçiyim, sonuçta Türk milletinin kültürel, duygusal ve inanç bakımından bir farkı vardır ve bu farkı millet ve milliyetçilik olarak adlandırmakta bir sakınca yoktur, ta ki birileri çıkıp milletle ümmetçiliği iç içe geçirene kadar, işte o zaman Türk kalmaz ortada.. Olsun tüm Türk milleti müslüman olsun, sonuçta bizde müslümanız, ayrıca inanca kimse karışamaz laik yani adam gibi inançlı kimseleriz. Herkes istediği şekilde dine ve gerçeğe adanır ve böyle yaşar. Müslümanım ve Ayetlerimizi severim ama onu oyuncaklamam ve başka kalıplara sokupta din diyede sunamam din değil diyede sunamam. Ayrıca millet kelimesi herşeye kullanılır sadece dini olarak değil, mesela; çocuk milletide hep böyledir , burda millet niye toplanmış acaba , millete bak ne yapıyor... gibi. Tarihsel süreçte halk tarafından esnetilmiş, farklı anlamlara getirilmiştir millet sözü, elbette böyle bir kelime var bizde kullanıyoruz, ancak cahil cüheylan çıkıpta kendi üç paralık ideolojisinden, fikrinden daha üstün bir kavramı anlamamazlık ederse, oraya buraya çekip yozlaştırırsa, o zaman yobazlıklarını kelimelerimizle suratlarına vururuz.