12 Ekim 2009 Pazartesi

Tarihsel Materyalizm Üzerine - 3

Alman İdeolojisi'sinde materyalist tarih anlayışına ilişkin bir kaç paragraf:
*
Bizim hareket noktamızı oluşturan öncüller, keyfi temeller, dogmalar değillerdir; bunlar, onlara ilişkin soyutlamaların ancak imgelemde yapılabileceği gerçek öncüllerdir. Bunlar gerçek bireylerdir, bu bireylerin eylemleri ve —hem hazır buldukları hem de kendi eylemleriyle yarattıkları— maddi yaşam koşullarıdır. Bu öncüller, demek ki, ancak ampirik (deneysel, pratik) olarak oluşturulabilirler.
*
Tüm insan tarihinin ilk öncülü, doğal olarak, canlı insan bireylerinin varlığıdır. Şu halde saptanması gereken ilk olgu, bu bireylerin fiziksel örgütlenişleri ve bu örgütlenmenin sonucu olarak ortaya çıkan, doğanın geri kalan bölümüyle olan ilişkilerdir. Burada, doğaldır ki, ne bizzat insanın fiziki yapısını, ne de insanların tamamen hazır buldukları doğal koşulları, jeolojik, orografik, hidrografik (), klimatik ve öteki koşulları derinliğine inceleyemeyiz.Her tarih yazımı, bu doğal temellerden ve tarih boyunca insan eyleminin bu temellerde meydana getirdiği değişikliklerden hareket etmek zorundadır.
*
Fikirlerin, anlayışların, ve bilincin üretimi, her şeyden önce doğrudan doğruya insanların maddi faaliyetine ve karşılıklı maddi ilişkilerine, gerçek yaşamın diline bağlıdır. İnsanların anlayışları, düşünceleri, karşılıklı zihinsel ilişkileri, bu noktada onların maddi davranışlarının dolaysız ürünü olarak ortaya çıkar. Bir halkın siyasal dilinde, yasalarının, ahlakının, dininin, metafiziğinin vb. dilinde ifadesini bulan zihinsel üretim için de aynı şey geçerlidir. Sahip oldukları anlayışları, fikirleri, vb. üretenler insanların kendileridir, ama bu insanlar, sahip oldukları üretici güçlerin belirli düzeydeki gelişmişliğinin ve bu gelişkinlik düzeyine tekabül eden —ve alabilecekleri en geniş biçimlere varıncaya kadar— karşılıklı ilişkilerinin koşullandırdığı gerçek, faal insanlardır. Bilinç hiçbir zaman bilinçli varlıktan başka bir şey olamaz ve insanların varlığı, onların gerçek yaşam süreçleridir. İnsanlar ve sahip oldukları ilişkiler tüm ideolojilerinde sanki karanlık odalarıymış gibi başaşağı çevrilmiş bir biçimde görülüyorsa, nesnelerin gözün ağtabakası üzerinde ters durmalarının onların dolaysız fiziksel yaşam süreçlerinin yansıması olması gibi, bu olgu da, insanların tarihsel yaşam süreçlerine aynı şeyin olmasından ileri gelmektedir.

***
Alman İdeolojisin'den insanlığın gerçek kurtuluşunun koşullarına ilişkin mükemmel bir paragraf... Bunu çok iyi anlamak gerekli.

Felsefeyi, tanrıbilimi, tözü ve bütün öteki boş şeyleri "öz-bilinç"e indirgemekle, "insanları" hiçbir zaman kölesi olmadıkları bu sözlerin egemenliğinden kurtarmakla "insan"ın "kurtuluşu" yolunda tek bir adım bile atılmış olmayacağını; gerçek dünyanın dışında ve gerçek araçları kullanmadan gerçek bir kurtuluşu gerçekleştirmenin mümkün olmadığını, buharlı makine ve mulejenny (iplik makinesi) olmadan köleliğin, tarımı iyileştirmeksizin serfliğin kaldırılamayacağını; daha genel olarak, insanlar, yeterli nicelik ve nitelikte yiyecek, içecek, barınak ve giyecek tedarik edecek durumda olmadıkları sürece, onları kurtarmanın mümkün olmadığını, bilgiç filozoflarımıza anlatmak zahmetine girmeyeceğiz. "Kurtuluş", zihinsel değil, tarihsel bir iştir, ve bu tarihsel koşullar, sanayi, ticaret, tarım, tarafından gerçekleştirilir .
***

"Bize göre komünizm, ne yaratılması gereken bir durum, ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir ülküdür. Biz, bugünkü duruma son verecek gerçek harekete komünizm diyoruz. Bu hareketin koşulları, şu anda varolan öncüllerden doğarlar."

Bu paragrafı anlamadan sadece bizim istediğimiz sosyalizmi, bizim istediğimiz komünizmi tartışırız. Halbuki komünizm kalıplara sıkıştırılmış bir gelecek tasavvuru değildir. Gelecek hakkında böyle olmalı değil, ancak böyle olabilir diyebiliriz.
Marksizmi de bu şekilde anlamak gerek. Marksizm kapitalizmi bilimsel olarak çözümlemiş ve bilimsel sonuçlar ortaya koymuştur. Komünizm, var olan mevcut koşullardan yani kapitalizmden doğacaksa, kapitalizmin mevcut durumunu, işleyişini göz önüne almadan, sırf iradi bir takım hedefler koymak komünizm değildir.

Örneğin biri ben tek bir ülkede komünizm yaratacağım, insanları ona göre eğiteceğim, sistemimi ona göre düzenleyeceğim derse fena halde yanılır. Alman ideolojisinden bir parafraf daha aktarıyorum:

"Tümüyle mülkiyetsiz işçiler yığını —sermayeden ya da sınırlı bile olsa her çeşit tatmin olma durumundan uzak muazzam işgücü— dünya pazarını varsayar; nasıl ki, bu işin geçici nitelikte olmayan kaybı, güvenli geçim kaynağı olarak kaybı, rekabetten doğan iş kaybı da dünya pazarını varsayarsa. Demek ki proletarya ancak dünya çapında tarihsel olarak mevcut olabilir, nasıl ki proletaryanın işi olan komünizm de, ancak, dünya çapında tarihsel olarak varolabilirse. Bireylerin dünya çapında tarihsel varlığı, başka deyişle, bireylerin doğrudan dünya tarihine bağlı varlıkları..."

Komünizmin maddi öncüllerine ilişkin bir paragraf:

"Filozofların anlayabilecekleri bir terim kullanmak gerekirse, bu "yabancılaşma" doğaldır ki, ancak iki pratik koşulla ortadan kaldırılabilir. Yabancılaşmanın "katlanılmaz" bir güç, yani insanın ona karşı devrim yaptığı bir güç haline gelmesi için, onun insanlığın büyük bir çoğunluğunu tamamen "mülkiyetten yoksun" hale, ve aynı zamanda, gerçekten mevcut olan bir zenginlik ve kültür dünyasıyla çelişkili hale getirmesi gereklidir, öyle şeyler ki, her ikisi de üretici güçlerin büyük ölçüde artmasını, yani üretici güçlerin gelişiminin yüksek bir evresini varsayarlar. Öte yandan üretici güçlerin bu gelişmesi (daha şimdiden insanların güncel ampirik yaşantısının, yerel düzeyde değil de dünya çapında tarihsel olarak cereyan etmesini içeren gelişmesi) kesinlikle vazgeçilemez, önce yerine gelmesi gereken bir pratik koşuldur, çünkü, bu koşul olmadan, kıtlık, genel bir durum alır, ve gereksinmeyle birlikte zorunlu olan için savaşım yeniden başlar ve gene kaçınılmaz olarak aynı eski çirkefin içine düşülür. Bu koşul gene aynı şekilde, insan cinsinin evrensel ilişkileri, ensonu, üretici güçlerin bu evrensel gelişmesi ile kurulabileceği için ve bir yandan bütün ülkelerde, aynı zaman içinde, "mülkiyetten yoksun" yığın olayını doğurduğu için (evrensel rekabet), sonra bu ülkelerden herbirini öteki ülkelerdeki altüst oluşlara bağımlı kıldığı için ve ensonu ampirik olarak evrensel olan, dünya çapında tarihsel insanları yerel bireylerin yerine koymuş olduğu için de olmazsa olmaz bir pratik koşuldur. Bu koşul olmadığı takdirde, komünizm ancak yerel bir olgu olarak varolabilir...
Komünizm, ampirik olarak, ancak egemen halkların "hep birden" ve eşzamanlı varsayar. hareketi olarak olanaklıdır, bu da üretici gücün evrensel gelişmesini ve buna bağlı olan dünya ilişkilerini varsayar."

Demek ki komünist devrimin nesnel koşulları şunlar:

1- üretici güçlerin muazzam gelişmişlik düzeyi
2- mülksüz sınıfın, proletaryanın nitelik ve nicelik olarak insanlığın çoğunluğunu oluşturması
3- kapitalizimn evrenselleşmesi, bütün dünyanın birbirine bağlanması

Bu 3 öncül keyfi ve iradi çabalarla geçilemeyecek şeylerdir. Üretici güçlerin gelişmişliğini ele alalım.
İnsanlar doğuştan bencil, ya da doğuştan paylaşımcı değiller. Koşullar insanlara belirli davranış biçimlerini dayatıyor.
Sınıfsız bir dünya için, komünizm için zorunlu olanın mücadelesi olmaması gerekir. Herkes açken sınıfsız ve eşit bir toplum mümkün olamaz. Bunun için insanlığın, herkese yetecek kadar üretim yapabileceği ve insanların çok fazla ve çok zor koşullar altında çalışma zorunluluğunun kalmaması gerekir.

Üretici güçlerin gelişmemiş olduğu bir ülkede istediğimiz kadar hümanist, eşitlikçi vs. propaganda yapalım komünizmi gerçekleştiremeyiz. İstediğimiz kadar buna inanalım olmaz.. Aksini iddia etmek insanlar uçabileceklerine inanmıyor ve uçmayı istemiyor bu yüzden uçamıyor, biz kararlı olursak, istersek yer çekimini yenebilir demeye benzer.

Hiç yorum yok: