23 Ekim 2009 Cuma

Tek Ülkede Sosyalizm - 2

Önce temel kavramların açıklandığı 1. yazının kısa bir özetini yapayım.

Proletarya diktatörlüğü, kapitalizm ile komünizm arasındaki devrimci dönüşümler dönemidir. Proletarya, siyasal iktidarı burjuvaziden alır, eski kapitalist devleti parçalar ve yerine işçi demokrasisinin egemen olduğu proletarya diktatörlüğünü kurar. Marksizme göre her devlet, dolayısıyla her demokrasi aynı zamanda bir diktatörlüktür. Kapitalizm altındaki demokrasi işçi sınıfı için diktatörlük anlamına gelir. Çünkü kapitalist demokrasi, kapitalizmin temeli olan üretim araçlarındaki özel mülkiyeti korumak için bir aygıttır. Proletarya demokrasisi ise kapitalistlerin mülksüzleştirilmesi için çeşitli yollara başvuran bir diktatörlüktür. Yani işçi sınıfı için demokrasi, burjuvazi için ise diktatörlük.

Proletarya diktatörlüğü, baskı uygulanacak bir sınıf kalmayıncaya kadar, yani sınıfların ortadan kaldırılmasına kadar proletaryanın kullanacağı bir araçtır. Sınıflar tamamen ortadan kalkınca kapitalizm yerini komünizme bırakır.

Komünizmde, kapitalizmin bağrından çıktığı şekliyle ele alındığındığında, paylaşım eski hukuka göre, yani eşdeğerlerin değişimi metoduyla işler. Kapitalizmden farkı emek-gücünün artık satın alınabilen bir meta olmamasıdır. Bu yüzden emek sömürüsü son bulmuştur. Komünizmin bu ilk evresine sosyalizm adı verilir.

Komünizm, kendi temelleri üzerinden gelişmeye devam eder. Artık giderek daha fazla hizmet ve mal, herkese ihtiyacına göre dağıtılmaya başlar. Bunun emareleri kapitalizm içinde bile görünüyor. Sağlık ve eğitim gibi hizmetler bir çok kapitalist ülkede meta görünümüne girmeden, herkesten alınan ortak vergilerle finanse edilip herkesin ihtiyacına göre dağıtılıyor. Ve bu durum kanıksanmış durumda. Buna halktan çok büyük bir tepki gelmiyor. Elbette kapitalizm altında kazanan yine kapitalist sınıf oluyor. Kapitalistlerin, sömürücü sınıfların olmadığı bir sosyalizmde ise herkesten emeğine göre, herkese ihtiyacına göre ilkesi gerçek anlamıyla uygulanabilecektir.
Komünizmin üst evresindeki bir diğer durum da kafa emeğinin ve kol emeğinin eşitlenmesidir. Artık herkes yeterli eğitimi alabilecek durumda olduğundan herkes aynı zamanda bir kafa işçisi aynı zamanda bir kol işçisi durumuna gelecektir.
Komünizmde üretici güçlerin gelişmesiyle birlikte çalışmak bir yük olmaktan çıkar. Bunun emarelerini de kapitalizm altında inceden görüyoruz. Eskiden 1 ayakkabı üretimi 5 saatte tamamlanıyorsa şimdi gelişen üretici güçler ile bu 1 saate inmiş durumda. Üretim çok kolaylaştığı ve insan emeğinin çok daha az gerektiği bir toplumda, çoğu şeyin makinelerce yapıldığı bir çağda elbette çalışmak bir zorunluluk olmaktan çıkar. Toplumda bolluk oluştuğunda herkes topluma emeği kadar katkıda bulunur ve ihtiyacı kadar toplumdan alır.

Tek ülkede sosyalizm sorunu, tek ülkede politik devrim sorunu değildir. Tek ülkede sınıfların ortadan kaldırılması sorunudur. Sınıflar ortadan kalktığına göre bir sınıfın diğeri üzerindeki baskı aracı olan devlet de ortadan kalkacaktır. Devletin siyasal niteliği son bulur. İşlerin düzenlenmesi için kurulan kurumlar, insanlar arasındaki ilişkilerin düzenlenme mekanizması artık devlet olarak nitelendirilemez.

Tek ülkede sosyalizm sorunsalı için önce kapitalizmin ne olduğunu anlamak gerekir.
Komünist Manifesto'dan okuyalım:
Burjuvazi, dünya pazarını sömürmek yoluyla tüm ülkelerin üretim ve tüketimini kozmopolitleştirdi. Gericilerin çok üzülecekleri biçimde ulusal zemini sanayinin ayağının altından çekiverdi. En eski ulusal sanayiler yok edildi ve hâlâ her gün yok ediliyor. Her uygar ulusun bir yaşamsal sorun olarak ithal etmesi gereken ve artık yerli hammaddeyi değil en uzak bölgelerin hammaddelerini işleyip, mamulünün de yalnız kendi ülkesinde değil dünyanın her yerinde birden tüketildiği yeni sanayiler, o eski ulusal sanayileri bir kenara itiyor. Yerli imalatla karşılanan eski ihtiyaçların yerini de, en uzak ülke ve iklimlerin ürünleriyle ancak giderilebilecek ihtiyaçlar alıyor. Eski yerel ve ulusal kapalılık ve kendine yeterlik yerine de, ulusların her yönde hareketliliği ve her yönde birbirine bağımlılığı geçmekte. Üstelik yalnız maddi üretimde değil manevi üretimde de bu böyle. Ayrı ayrı ulusların manevi ürünleri ortak mülk oluyor. Ulusal tek yanlılık ve sınırlılık artık mümkün değil, pek çok ulusal ve yerel edebiyattan bir dünya edebiyatı oluşmakta.
Anlaşılacağı üzere kapitalizm bir dünya düzenidir. Tek tek ülkelerdeki kapitalizm aritmetik toplamı bize kapitalizmi vermez. Kapitalizm tüm ülkeleri birbirine bağlamıştır.
Emperyalizm çağı ile yani sermaye ihracı ile bu bağ çok daha fazla kuvvetlenmiştir. Evrensel olan yerini evrensel olana bırakır.
Kapitalizmin evrenselliği ve tüm ülkeleri birbirine bağlaması 3 sonuç doğurur:

1- Bir ülkenin başına gelenler az veya çok tüm dünyayı ilgilendirir. Sosyalist devrim gibi tarihsel önemi büyük bir olay asla tek bir ülkeyi ilgilendiremez.

2- Evrensel kapitalizmin bir ürünü olan işçi sınıfı evrensel bir sınıftır. Bu yüzden mücadelesi de evrenseldir. Komünist manifesto'nun son sözü bu yüzden Tüm ülkelerin işçileri birleşiniz! diye biter.

3- Kapitalizm ancak evrensel olarak ortadan kaldırılabilir. Bu da sosyalizmin ancak evrensel bir toplumsal düzen olması demektir.

Alman ideolojisinde, komünizmin ancak evrensel bir toplumsal düzen olabileceği vurgulanmıştır. Bu vurgu, yalnızca öyle olursa daha iyi olur cinsten bir vurgu değil, tarihsel materyalizmin özünü içeren bir vurgudur. Bu yüzden ama dünya değişti, artık tek ülkede sosyalizmi yaratmaya çalışmalıyız türünden itirazlar idealist felsefenin itirazlarıdır. Çünkü komünizm yaratılması gereken bir ülkü değil, bir ütopya değil, toplumsal gelişimin mümkün kılacağı ve hatta kendini dayatacağı bir toplum biçimidir.

Alman İdeolojisinden bu gerçeği ifade eden cümleler:

"Bize göre komünizm, ne yaratılması gereken bir durum, ne de gerçeğin ona uydurulmak zorunda olacağı bir ülküdür. Biz, bugünkü duruma son verecek gerçek harekete komünizm diyoruz. Bu hareketin koşulları, şu anda varolan öncüllerden doğarlar"

"Tümüyle mülkiyetsiz işçiler yığını —sermayeden ya da sınırlı bile olsa her çeşit tatmin olma durumundan uzak muazzam işgücü— dünya pazarını varsayar; nasıl ki, bu işin geçici nitelikte olmayan kaybı, güvenli geçim kaynağı olarak kaybı, rekabetten doğan iş kaybı da dünya pazarını varsayarsa. Demek ki proletarya ancak dünya çapında tarihsel olarak mevcut olabilir, nasıl ki proletaryanın işi olan komünizm de, ancak, dünya çapında tarihsel olarak varolabilirse. Bireylerin dünya çapında tarihsel varlığı, başka deyişle, bireylerin doğrudan dünya tarihine bağlı varlıkları..."
Görüldüğü gibi komünizmin evrenselliği tarihsel materyalizm anlayışının özünden gelen bir zorunluluktur.

Komünist Toplumsal Devrim Evrenseldir

Siyasal devrim, yani iktiradın burjuvaziden proletaryaya geçişi yerel, ulusal olabilir. Buna tarih şahit. Ancak kapitalizmi tasfiye edip komünist toplumu te'sis etmek demek olan komünist toplumsal devrim de enternasyonal bir devrimdir. Yukarıdaki paragraflarda Alman İdeolojisi'nden alınan sözler bunu tarihsel materyalizmin bir sonucu olarak ortaya koyuyor.
Marx ve Engels'in yazdığı Komünizmin İlkeleri adlı yazıda da bu konuya şöyle değinilmiş:
Soru 19: Bu devrimin yalnızca tek ülkede yer alması olanaklı olacak mıdır?

Yanıt: Hayır. Dünya pazarını yaratmış olan büyük sanayi, yeryüzündeki bütün halkları, ve özellikle de uygar halkları öylesine birbirlerine bağlamıştır ki, her halkın başına gelecekler, bir ötekine bağlıdır. Ayrıca, büyük sanayi bütün uygar ülkelerde toplumsal gelişmeyi öylesine eşitlemiştir ki, bütün bu ülkelerde burjuvazi ve proletarya, toplumun iki belirleyici sınıfı, ve bunlar arasındaki savaşım da, günün temel savaşımı olmuştur. Komünist devrim, bu yüzden, hiç de salt ulusal bir devrim olmayacaktır; bu, bütün uygar ülkelerde, yani en azından İngiltere, Amerika, Fransa ve Almanya'da, aynı zamanda yer alan bir devrim olacaktir. Bu ülkelerin herbirinde devrim, o ülkenin daha gelişkin bir sanayie, daha çok zenginliğe, ve daha hatırı sayılır bir üretici güçler kitlesine sahip olup olmayışına bağlı olarak, daha çabuk ya da daha yavaş gelişecektir. Dolayısıyla, bunu gerçekleştirmek, en yavaş ve en güç Almanya'da, en çabuk ve en kolay da İngiltere'de olacaktır. Bunun dünyanın öteki ülkeleri üzerinde de önemli etkileri olacak ve bunların daha önceki gelişme biçimlerini tamamıyla değiştirecek ve büyük çapta hızlandıracaktır. Bu, dünya çapında bir devrimdir, ve dolayısıyla kapsamı da dünya çapında olacaktır.
Stalinizmin Çarpıtmaları

Stalinizm, 1. yazıda da değindiğim gibi kapitalizmden komünizme geçiş dönemi olan proletarya diktatörlüğü ile komünizmin ilk evresi olan sosyalizmi birbirine eşitler. Yani proletarya diktatörlüğü hem komünizme geçiş dönemi hem de komünizmin 1. evresidir. Dilbilimsel olarak bile yanlış olan bu önerme üzerine komünizmin 1. aşamasını yani sosyalizmi devletli, sınıflı ve tek ülkede mümkün olan bir toplum biçimi olarak tanımlar.

Stalinizmin başka bir büyük çarpıtması ise sosyalizm için üretici güçlerin yeterince gelişmiş olmasına gerek olmadığının söylenmesidir. Hatta bir çok Stalinist akım gelişmiş kapitalist ülkelerin (Avrupa, Amerika, Japonya vb.) işçi sınıfından tamamen umutlarını kesmiş ve gözlerini henüz gelişmekte olan kapitalist ülkelere dikmişlerdir. Böyle olunca sosyalizmi, ulusal kalkınmacı bir devlet modeli olarak sunarlar. Bu anlayışa göre sosyalist devrim, tek bir ülkede burjuvaziyi tasfiye eder, ülkeyi emperyalist zincirden koparır, güçlü ve bürokratik bir devlet mekanizması kurar... Al sana sosyalizm.

Stalinist sosyalizmde burjuvazi yoktur, üretim araçları devletleştirilmiştir. Ama köylü sınıfı vardır. Stalinizm, sosyalizmi köy ile kent arasındaki çelişkinin var olduğu bir toplumsal düzen olarak tanımlar. Halbuki köylü sınıfı kapitalizmde bile giderek yok olmaktadır. Köylü sınıfının idealize edilmiş bir kapitalizmde bile yeri yoktur, köylülük pre-kapitalist ve feodal bir unsurdur. Böyle bir unsuru kapitalizmden daha ileri bir toplum olan sosyalist toplumun içine yerleştirmek tarihin diyalektiğine aykırıdır.
Komünist manifesto, küçük burjuva ve küçük köylü mülkiyetinin kapitalizm tarafından ortadan kaldırıldığını söyler:
Kişisel çalışmayla elde edilmiş, hakkıyla kazanılmış, kişisel kazançla edinilmiş mülkiyet! Burjuva mülkiyetinden önce var olan, küçük burjuva, küçük köylü mülkiyetinden mi söz ediyorsunuz? Onu bizim kaldırmamıza gerek yok ki, sanayinin gelişmesi ortadan kaldırdı onu, gün geçtikçe daha da kaldırmakta.
Tek Ülkede Sosyalizm -3 / SSCB'nin Karakteri

Hiç yorum yok: