25 Ekim 2009 Pazar

Tek Ülkede Sosyalizm - 3 / SSCB'nin karakteri

Tek Ülkede Sosyalizm - 1 (proletarya diktatörlüğü, sosyalizm, komünizm kavramları)
Tek Ülkede Sosyalizm - 2 (kapitalizmin evrenselliği, komünizmin evrensel olmasının zorunluluğu)

Komünist toplumsal devrimin nesnel koşullarını ilk iki yazıda dile getirmiştim. Kapitalizmin gelişmesi ile birlikte üretici güçlerdeki büyüme ve işçi sınıfının nitelik ve nicelik olarak güçlü olması en önemli koşullar. Sovyet devriminden önce Rusya'da bu koşullar Avrupa'dakinden daha geri düzeydeydi. Bunun farkında olan Rusya'daki komünistler (bolşevikler) Rusya'da tek başına patlak verecek bir devrimin zorluğunu dile getirmişlerdi. Bu yüzden Avrupa'daki özellikle Almanya'daki devrime büyük umut bağlamışlardı. Hatta Lenin, Rus devriminin, Alman devrimine feda edilebileceğini de söylemiştir. Lenin şunları yazıyor:
“Tarih şimdi bizi olağanüstü zor bir duruma soktu ... Meselelere dünya tarihi ölçeği uygulanırsa, devrimimizin yalnız kalması halinde, diğer ülkelerde devrimci hareketin olmaması halinde, umutsuz bir dava olacağına en ufak bir kuşku duyulamaz elbette. Bolşevik Parti olarak biz tek başımıza bu işe giriştiysek, bunu devrimin tüm ülkelerde olgunlaşmakta olduğuna, katlanacağımız bütün zorluklara rağmen, payımıza düşecek bütün yenilgilere rağmen uluslararası sosyalist devrimin sonunda –hemen başlangıçta değil– patlak vereceğine inançla yaptık ... Tüm bu zorluklardan bizi kurtaracak olan –bunu bir kez daha yineliyorum– Avrupa devrimidir.”

"Alman devriminin talihsizliği, gelişmesinin böyle hızlı olmaması. Peki bu durumda kim kime güvenecek: biz onlara mı, onlar bize mi? Siz, onların size güvenmesini diliyorsunuz, fakat tarih size bir ders verdi. Bu bir derstir, çünkü Alman devrimi olmadan bizim mahvolacağımız mutlak bir gerçektir."
Fakat Avrupa devrimi olmaksızın Rusya'da işçi sınıfı ile köylü sınıfının kurduğu ittifak devrimi gerçekleştirdi ve işçi devleti kuruldu. Lenin işçi devletindeki (proletarya diktatörlüğündeki) denetim ve yönetim işleri için şunları söylüyor:
1) Her işe seçimle gelme, ama her an görevden geri alınabilme
2) İşçinin aldığından yüksek olmayan bir ücret
3) Herkesin denetim ve gözetim işlerini yapabilmesi, yani herkesin bir zaman için "bürokrat" durumuna gelmesi ve bu yüzden kimsenin "bürokrat" olamaması için gerekli önlemlerin hemen alınması. (Devlet ve Devrim'den)
Proletarya demokrasisinde, halk için (halka rağmen) görev yapan memurlara/bürokratlara yer yoktur. Bunu anlayamayan Alman sosyalisti Kautsky hakkında şunu söylüyor:
Kautsky, —(halk için olmayan) demokrasiyi (halka karşı olan) bürokrasiye bağlayan— burjuva parlamentarizmi ile, bürokrasiyi kökünden kazıyacak önlemleri hemen alacak, ve, bu önlemleri sonuna dek, bürokratizmin tamamen yıkılmasına ve halk için bir demokrasinin tamamen kurulmasına dek uygulayacak olan proleter demokratizm arasındaki ayrımı hiç mi hiç anlamaştır. (Devlet ve Devrim'den)
Burjuva demokrasisi, son tahlilde yalnızca burjuvazi için bir demokrasidir, temsilidir. 4-5 senede bir yapılan seçimlerde burjuvazi ile organik ve ideolojik bağı bulunan herhangi bir burjuva partisi iktidara gelir. Bundan sonra halkın çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfının, yönetimde hiçbir müdahlesi kalmaz. Ama proletarya demokrasisinde, halk her zaman yönetimin içinde olmalıdır. Hayır yönetimde olmalıdır sözü eksik, yönetim tamamen halka ait olmalıdır.

Devrimden sonra Rusya'da büyük ölçüde işçi demokrasisi işler hale gelmesine rağmen, iç savaştan sonra giderek bürokrasi güçlenmeye ve demokrasi aşınmaya başlamıştı. Lenin bunun hakkında şöyle diyor:
"Devrim eski bürokratları kovmuştu çünkü sovyetleri yaratmak zorundaydı ... Eski bürokratları kovduk, fakat geri geldiler. Bunlar kendilerine komünist diyorlar. Yakalarında kırmızı kurdelalar taşıyorlar ve sıcak köşelere yerleşiyorlar. Ne yapabiliriz? Bu pisliğe karşı tekrar tekrar mücadele etmeliyiz, şayet bu pislik geri gelirse onu tekrar tekrar temizlemeliyiz." (Lenin Seçme Eserler, 29. bölüm)
Maalesef bu pislik temizlenemedi ve daha da büyüdü. Lenin döneminde de işçi devleti bürokratik yozlaşmaya uğramıştı. Lenin devletimiz bürokratik yozlaşmaya uğramış bir işçi devletidir demişti.

Peki sonra ne oldu SSCB'de? Bunun hakkında 2 temel görüş var.

1. Stalinist görüş

Stalinistler sosyalizm ile proletarya diktatörlüğünü aynı şey olarak görürler. Sosyalizmi tek ülkede olabilecek, sınıflı, devletli bir toplum biçimi olarak tanımlarlar. SSCB'yi köylü ve işçi sınıfından oluşan sosyalist bir devlet olarak tanımlarlar. Proletarya diktatörlüğü olarak örgütlenmiş sosyalist devlet... Üretim araçları devletindir, küçük mülk sahibi sınıfların varlığına izin verilir, ancak büyük burjuvaziye yer yoktur. Stalinistler bir ölçüde bürokratik yozlaşmanın varlığını kabul ederler.

2. Troçkist Görüş

Troçkist gruplarda, SSCB'nin karakteri hakkında 3 farklı görüş vardır:

1. Yozlaşmış işçi devleti: Devrimden sonra kurulan işçi devleti bürokratik yozlaşmaya uğramıştır. İşçi demokrasisi kalmamıştır. Ancak bürokrasi bir sosyo-ekonomik sınıf olarak görülemez. Bürokrasi kapitalizmde olduğu gibi egemen sınıfın hizmetkarıdır. Fakat yozlaşmaya uğramış SSCB'de bürokrasi, işçi sınıfının hizmetkarı olması gerekirken onun efendisine dönüşmüştür. Troçki'nin görüşü de budur.

2. Devlet kapitalizmi: SSCB'de kapitalizm restore edilmiştir. Özel mülkiyet yerine devlet mülkiyeti vardır ama bu da kapitalist bir mülkiyet biçimidir. Kapitalist sınıf ise özel mülk yerine devlet mülkiyetinin yönetimine sahip olan bürokrasidir.

3. Bürokratik diktatörlük: SSCB'de burjuvazi ortadan kaldırılmış, kapitalizm yıkılmıştır. Devlet kapitalizmi tanımı, özel mülkiyetin esas olduğu, özel mülkiyetin yetişemediği yerlerde devlet mülkiyetinin yardıma koştuğu bir sistem için geçerlidir. SSCB'de ise tamamen devlet mülkiyeti esastı. Bu yüzden devlet kapitalizmi uygun bir tanım değildir. Bürokratik yozlaşmış işçi devleti tanımı ise bürokrasinin bir sınıf olamayacağından haraket eder. Halbuki Marx, Avrupa'da özel mülkiyet temelli feodalizme karşı, Asya'da bürokratik despotik devletlerin varlığının temelinin devlet mülkiyeti olduğunu söylemiştir. Tarım toplumunda Avrupa'daki feodalizme karşılık Asya'da despotik imparatorlukların karşılık gelmesi gibi, Sanayi toplumlarında da SSCB ve benzeri "reel sosyalist" ülkelerde devlet mülkiyetine dayanan, bürokratik despotik devletler var olmuştur. Devlet mülkiyeti var olmasına karşın, siyasal egemenlik ve ekonomik karar yetkisi "Komünist Parti" ile örgütlenen bürokratik sınıfa aittir. Yani çok basitçe ifade etmek gerekirse, mülkiyet devletindir, devlet ise tüm halkın değil bürokratik sınıfındır.

SSCB ne kapitalist ne de sosyalist ne de ikisi arasında bir sosyo-ekonomik formasyona sahip değildi. Tarihsel olarak geçici, devlet mülkiyetine dayalı, bürokratik despotik diktatörlüktü. Tarihsel olarak geçiciydi çünkü kendi gelişim döngüsünü tamamladığında kapitalizme evrilmek zorundaydı ve nitekim SSCB kapitalizme evrildi, Çin de hızla kapitalistleşiyor.
Bürokratik diktatörlüklerin tarihsel olarak anlamı, geri kalmış kapitalist ülkelerin, üretici güçlerinin, özel mülkiyet ve kapitalist yolla geliştirilmesi yerine planlı bir devletçi ekonomi ile geliştirilmesidir. Üretici güçlerini yeterli ölçüde geliştirdikten sonra, "kalkınmacı, ulusalcı, sanayileşmeci ve devletçi sosyalizm" anlayışının terk edilip dünya emperyalist sistemine bağlanmaları kaçınılmazdır. Çin'de olan şey tam olarak budur.

Hiç yorum yok: