15 Kasım 2009 Pazar

Liboş Marx, Fetoşçu Engels, Bölücü Lenin

Marx serbest ticaret hakkında şöyle demiş:
"...genel olarak, serbest ticaret sisteminin yıkıcı olmasına karşın, günümüzün himayeci sistemi de tutucudur.
Serbest ticaret sistemi, eski ulusları parçalar ve proletarya ile burjuvazi arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı uç noktasına iter. Tek sözcükle, serbest ticaret sistemi toplumsal devrimi hızlandırır. İşte yalnızca bu devrimci anlamıyladır ki, baylar, ben serbest ticaretten yanayım."
Söze gerek var mı ey yurtsever yoldaşlar? "Korumacı ekonomiye karşı, serbest ticaretin daha ilerici olduğunu iddia eden, ille de birinin yanında yer almak gerekiyorsa serbest ticaretten yana yer alan" bir adam var karşımızda. Marx liboşun önde gidenidir.

Ayrıca Sorosçudur. (yani 'Sorosun dedesi'ci) "Ulusal egemenliği" pekiştirmeye çalışan devletçi Bismarck hükümetine karşı, demokrat liboşların yanında yer almıştır. Almanyanın Taraf'ı sayılabilecek, Prusya monarşisinin, demokrasi ile değiştirmesi gerektiğini savunan Rheinische Zeitung isimli liboş gazetesinde yazılar yazmıştır, hatta daha sonra bu gazetenin editörü olmuştur. İşte ey yurtseverler, Roni Marquiles isimli liboş da Taraf'da yazarak Marx'ın izinden gidiyor.

Marx, aşağıdaki sözleriyle liboş olduğunu kanıtlamıştır:
"İşçi sınıfının vatanı yoktur, eğer bir vatan söz konusuysa bu ayrımsız tüm dünyadır."
"Yurtseverlik, mülkiyet duygusunun idealize edilmiş biçimidir."
Yurtsever sosyalist yoldaşlarımız Gotha programında şunları yazmışlar:
"İşçi sınıfı, bütün uygar ülkelerin işçilerinin ortak çabasının zorunlu sonucunun, halkların uluslararası kardeşliği olacağının bilincinde olarak, kurtuluşu için, ilkönce, bugünkü ulusal devlet çerçevesi içinde çalışır."
Fakat Marx bu maddenin eleştirisinde şöyle bir cümle kuruyor:
"Gerçekte, programın enternasyonalizmi, Serbest Ticaret Partisi'ninkinden çok daha gerilerdedir. Bu parti de, hareketinin sonal sonucunun "halkların uluslararası kardeşliği" olduğunu iddia ediyor. Ama bu parti hiç değilse, her halkın kendi ülkesinde ticaret yapmasıyla yetinmeyerek, değişime uluslararası bir nitelik kazandırmak için bir şeyler yapıyor."
Görüyorsunuz ya ey yoldaşlar, Marx, liboşların, biz yurtseverlerden daha enternasyonalist olduğunu söylüyor.

Marx, aynı programın eleştirisinde devlet eğitiminine şöyle saldırıyordu:
"Devlet tarafından sağlanan temel eğitim", kesin olarak kabul edilmeyecek bir şeydir. ... Tersine, burada yapılacak şey, okuldan, hükümetin ve kilisenin her türlü etkisini uzak tutmaktır. Hem aslında, Prusya-Almanya İmparatorluğunda, halk tarafından çok sıkı bir eğitime tâbi tutulması gereken, devlettir."
Durun daha bitmedi. Marx'ın arkadaşı Engels hem liboş hem de fetocudur. Yoldaşımız Dühring, sosyalist toplumda dinin yerinin olmadığını yazdığında Engels şunu yazmıştı:
"...bay Dühring, dinin kendisine vaat edilmiş bulunan doğal ölümle ölmesini bekleyemez. Daha köktenci bir biçimde davranır. O, Bismarck'tan daha bismarkçıdır; yalnızca katolikliğe karşı değil, ama genel olarak tüm dine karşı ağırlaştırılmış mayıs yasaları çıkarır, gelecekteki jandarmalarını dini izlemeye gönderir ve böylece onun şehitlik mertebesine yükselmesine yardım eder ve ömrünü uzatır. Nereye bakarsak bakalım, her yerde o özgün Prusya sosyalizmi..."
Blanqui'ci komünarlar (gerçi bunlar bizden değil, yurtsever değil) programlarında şöyle yazmışlardı:
"Komün, insanlığı, geçmiş sefaletin bu hayaletinden" (Tanrıdan), "bu davadan" (varolmayan Tanrı dava oluyor!) "mevcut sefaletlerinden ilelebet kurtaracaktır. — Komünde papazlara yer yoktur; her türlü dinsel gösteri, her türlü dinsel örgütlenme yasaklanmalıdır."
Engels, Blankicilerin programını aktarırken parantez içinde bir şeyler yazarak onlarla alay ediyor ve şunu yazıyordu:
"İnsanları müftünün emri ile tanrıtanımazlar haline getirmek yolundaki bu istem, Komünün iki üyesi tarafından imzalanmıştır; bunların iki şeyi keşfetmek için yeterli olanağa kesinlikle sahip bulunmaları gerekirdi: birincisi, kâğıt üzerinde her şey buyurulabilir, ama bu onun uygulanacağı anlamına gelmez; ikincisi, arzulanmayan inançları güçlendirmenin en emin yolu baskıdır; şu kadarı kesin: Tanrıya bugün hâlâ yapilabilecek en büyük hizmet, tanrıtanımazlığı zorunlu bir dogma yapmak ve dini genel olarak yasaklayarak Bismarck'ın "dine karşı kültürel savaşını" da geçmektir."
İşte yurtseverler görüyorsunuz liboş Marx'ın fetocu arkadaşı Engels...

Durun yine bitmedi. Marx'ın öğrencisi Lenin de Sorosun çıkarlarına hizmet eden bir sorosçuydu.
"Ulusların kendi kaderini tayin hakkı" diye bir ilke ortaya attı ki, bu tamamen devletlerin parçalanıp Soros'un küresel çıkarları doğrultusunda şekillendirilmesini içeriyordu.

Yurtsever Kautsky yoldaşımıza, tam da liboşların dediği gibi:
Devlet halk içindir, halk devlet için değil ilkesini hatırlatıyordu. Lenin'e göre Soros'un kandırdığı halklar, devletin birliği pahasına kendi kaderlerini tayin edip isterlerse ayrılabilmeleri gerektiğini söylüyordu. Hatta Soros'un dedesinin kışkırttığı Finlandiya ve Polonya, devrimden sonra Rusya'dan ayrılmıştı.

Lenin de devlete karşı özgürlüğü öne süren bir liboştur. Lenin'in liboşluğunu kanıtlayan bir iki sözü:
"Devlet varsa özgürlük yoktur.Özgürlük olduğunda devlet olmayacaktır. "

"Silahsızlanma, sosyalizmin amacıdır."

"Vatandaşlar arasında, dini inanışlardan kaynaklanan ayrımcılığa tahammül edilemez. Vatandaşın dininin resmi belgelerdeki yalın ifadesi bile kaldırılmalıdır. "

"Ulusal sorunda işçi demokrasisinin programı da şudur: hangi ulus ve hangi dil için olursa olsun her türlü ayrıcalığın kesin olarak ortadan kaldırılması; ulusların siyasal kaderlerini kendilerinin tayin etmesi sorununun, yani bunların tamamen özgür ve demokratik yoldan ayrılmaları ve bağımsız devlet kurmaları sorununun çözüme bağlanması; uluslardan birine herhangi bir ayrıcalık tanıyacak olan ulusların hak eşitliğini bozacak olan ya da bir ulusal azınlığın haklarını baltalayacak olan her türlü davranışı yasaya aykırı ve geçersiz sayan ve devletin her yurttaşına, anayasaya aykırı olan bu tür tasarrufların geçersiz sayılmasını talep etme hakkını tanıyan ve aynı zamanda böyle hareketlere girişecek olanları cezalara uğratan genel pir yasanın kabulü..."
Yurtsever yoldaşlar, farklı sosyalizm çeşitleri vardır. Gün yurtsever sosyalizm günüdür, sorosçu, liboş solcularla yurtseverlerin ayrılma günüdür.

4 yorum:

Adsız dedi ki...

bab ben yanlış okumuyorsam marx orada serbest ticaretin ne kadar da yıkıcı olduğunu vurgulamak istemiş. yine de sen bilirsin.

enternasyonal dedi ki...

marx'ın makalesinin tamamını okusaydın bu yorumu yapmazdın sanıyorum. (ya da yine de yapardın bilemiyorum) yazının başında serbest rekabet için yazdığım bir yazının linki var. orada marx'ın ne anlatmak istediği yazıyor.

bugün diyelim ki ufuk uras, "ben korumacı, gümrükçü ticaret yerine serbest ticaretten yanayım" deseydi anında liboş ve dönek ilan edilirdi.
ama söz konusu marx olduğunda aslında onu demek istememiş aslında şunu demek istemiş gibi yorumlar yapılıyor. yurtsever cephede, "işçinin vatanı yoktur" sözü bile bin dereden su getirilerek vatanseverliğe yorulmaya çalışılıyor.

halbuki marx peygamber değil, komünist manifesto kuran değil.

marx'ı kendi düşüncelerini onaylatma amacı gütmek için yapılan yorumculuk, marx'ın peygamber gibi görüldüğünü gösterir.
marx'la aynı düşünmeyebilirsin. bunu açıkça söyleyebilirsin.
"marksizmden afaroz" diye bir şey yok. marksizm din değil.

http://proletarya.blogspot.com/2009/10/kurann-yorumlanmas-uzerine-kucuk-bir.html

yukarıdaki yazıda dinsel düşünüşün saçmalığı hakkında küçük bir şey yazmıştım.

aslında onu demek istememiş, aslında şunu demek istemiş, onu kasdetmemiş bunu kasdetmiş...
bunlar; kutsal görme, eleştirilemez görme ve aforoz edilme korkusu hatta daha da vahimi dinden çıkma korkusu yüzünden yapılan yorumlar.

....

yorumu "sen" diye yazdım belki haksızlık ettim ama affola. "kutsalcı zihniyet" diye okuyabilirsiniz.

Savaş Güler dedi ki...

Belki de o güçlü beynin ve onun izinden yürüyenlere haz alıcı çamurlar atmak bu makaleyi ekleyenlerin göklerde uçuracak kadar haz vermiştir. Tıpkı çiftleşme zamanı gelmiş bir çakalın avazı yettiği kadar bağırıp çiftleşecek bir çift için ortalığı ayağa kaldırması gibi.

Üstelik üniversite kürsülerinde akademik kariyerini arayan ve onun için bütün salyasını akıtan hatta bir parça tanınmışlığın koynuna giren Karl Eugen Dühring ve epigonları en yalın haliyle basite kaçmışlığın resmidirler.

Bugün güncelliğini işçi sınıfı üzerinde koruyan Marksizme ve temsilcilerine kara çalmaları burjuvazinin koynuna girmenin tastamam ifadesidir.

Ve Engels doğru söyüyor: Bay Eugen Dühring Bilimi Altüst Ediyor.

Adsız dedi ki...

Güzel keskin yazı. Asla böyle kolay olduğunu düşünüyordu. Büyük iş!