14 Kasım 2009 Cumartesi

Türkiye'de Partiler ve Sınıflar

Bir Asya ülkesi olan, asyatik üretim tarzının hakim olduğu Osmanlı'da, siyaset ve sınıf ilişkileri asla Batı'daki gibi olmadı. Batı'da toprağın özel mülkiyetine dayalı feodal üretim varken, Osmanlı'da toprağın devlet mülkiyetine dayalı asyatik-despotik üretim biçimi ve buna bağlı siyasal otorite mevcuttu.

Batı'da feodalizm yerini kapitalizme terk etti. Kapitalist üretim tarzı tüm dünyada egemen olmaya aday olduğundan tüm dünyayı etkilediği gibi Osmanlı'yı da çözülmeye ve kapitalizme entegre olmaya zorladı.

Bir burjuva sınıfına, feodal toprak sahiplerine, gelişmiş bir işçi sınıfa sahip olmayan Osmanlı'nın kapitalizme dönüşümü Batı'daki gibi burjuva demokratik halk devrimleriyle gerçekleşmedi. Eski üretim tarzının, eski üretim ilişkilerinin yetersizliğini anlayan devlet bürokrasisi, devleti kurtarmaya girişti. İttihat-Terakki partisi böyle doğdu.

1. dünya savaşından sonra, ordu içindeki paşalar (askeri bürokratlar) iktidarın tek sahibi oldu. Kendilerine ayak bağı olabilecek ve artık yalnızca sembolik olan saltanatı kaldırdılar.
Kapitalizmi yukarıdan aşağıya, tepeden inme yöntemlerle kurma görevini karşılarında buldular. Kapitalizme uygun modernleşme süreci, devlet eliyle halka dayatılan bir süreç oldu. Devlet, ileride özel mülkiyete verilmek üzere, özel mülkiyeti geliştirmek amacıyla, bir burjuva sınıfı yaratmak amacıyla, kapitalist işletmeler kurdu. Burjuvazi, batıda feodal gerici sınıfla savaşarak,diğer halk kesimleri ile ittifak kurarak, demokrasi mücadelesi ile iktidara gelirken, bizdeki burjuvazi, devletin besleyip büyüttüğü, devlete bağlı bir sınıf olarak ortaya çıktı.

Bu süreçte, Türkiye halkının "sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle" olduğu iddia edildi. Askeri ve sivil bürokrasinin ideolojisi (kemalizm) yalnızca egemen ideoloji olmadı, aynı zamanda resmi ideoloji de oldu. Resmi ideoloji, türkçü, elitist, milliyetçi, modernleşmeci, devlet laikçisi bir yapıda olduğundan kendi kurguladığı seküler, türk, sünni vatandaş modeline uymayan halk kesimlerini dışladı.

Uzun bir tek parti döneminden sonra, kurulan ilk siyasi parti olan Demokrat Parti, elbette sınıf mücadelesi açısından bir şeyler ifade ediyordu. Ama üretim ilişkilerine bağlı olan devlet modeli, sınıf mücadelesini Avrupa'daki gibi siyasetin ana ekseninde olmasına müsade etmiyordu. Asyatik miras da buna engeldi. Siyaset, dini ve ulusal kökene, unsura, yaşam tarzına takılı kaldı. CHP, kentli, iyi eğitimli, 'modern', seküler hayat tarzını belirlemiş kitlelerin elitist partisi, DP ise nispeten köylü ve dindarların partisi olarak görüldü.

Bu tarihsel miras günümüzde de hala devam ediyor. Siyasetin ana ekseni unsuriyet (milli ve dinsel köken). Tartışmalar hep bu eksende sürüyor.

Kendini dindar olarak tanımlayanlar AKP'yi; alevi, laik ve türk olarak tanımlayanlar CHP'yi; kürt kimliğini öne çıkaranlar DTP'yi; türk kimliğini müslüman kimliğinin önüne koyanlar ise MHP'yi destekliyor. Geriye kalan diğer partiler de bu şablonu pek aşamıyor.
Türkiye'de sol da bu şartlar altında geliştiğinden sünnilerden çok alevilerin benimsediği bir görüş oldu. Sol, sınıfsal temelden çok unsuriyet temelini hedef aldı diyemesek de, gerek 'sağcı'ların propagandalarıyla, gerekse kendinden menkul 'solcu' CHP'nin iticiliğiyle, sosyalizm kendini dindar olarak tanımladığı için ne kadar ezilse de ne kadar sömürülse de bir türlü işçi sınıfının bir kesimine uğrayamadı.

Fakat artık siyaset bu kör düğümü aşıyor. Çünkü Türkiye değişiyor. Devlet eliyle yeterince gelişen burjuvazi artık ipleri kendi eline almak istiyor, bürokrasiyi normal kapitalist devletlerdeki gibi yalnızca kendi memuru kılmak istiyor. Dünya ve bölge şartları, Türkiye burjuvazisine bölgesel güç veya alt-emperyalist güç olma görevini de yüklüyor. Artık içine kapalı, resmi ideolojiye sahip, dünyadan korkan, "türkün dostu yalnızca türktür" anlayışında bir Türkiye mümkün değil.

Değişimci burjuvazinin adresi AKP, muhafazakar burjuvazinin (büyük çoğunluğu bürokraside yani orduda, yüksek yargıda vs. konumlanmış kendini devletin esas sahibi sanan kesimin) adresi ise CHP oldu.

Unsuriyet siyasitinin haricinde, sosyo-ekonomik temelde baktığımızda Türkiye'deki sınıfları ve katmanları incelersek şu tabloyla karşılaşırız:

1- Burjuvazi

a) Liberal-reformcu burjuvazi: Bu kesim AKP'yi destekliyor. AKP gibi "dinci kökenleri olan" bir partiden başka bu kesimi tatmin edebilecek bir parti yok.

b) Muhafazakar burjuvazi ve bürokrasi: Dönüşen Türkiye'de çıkarları en fazla zedelenen grup bu kesim. Esasen savaş burjuvazi içinde cereyan ediyor. Tüm rejim, laiklik, bölünme tartışmalarında kendi sosyo-ekonomik ve siyasal çıkarlarının tehlikede olduğunu hisseden bu kesim değişime müthiş bir direnç gösteriyor. Bu kesimin sadece ideolojik değil organik partisi de CHP'dir. CHP devletin partisidir.

2- Orta sınıflar

a) Küçük-burjuvazi: Kentli bir sınıf. Kendi özel mülkü olan, küçük bir dükkanı, atölyesi olan, çırak vb. 3-5 işçiden başka işçi çalıştırmayan bu sınıf kapitalist ilerlemeden rahatısız. Çünkü kapitalizm gelişip sermaye büyüdüğünde, büyük burjuvazi ile rekabette daha da zorlanacak. Modellersek; büyük marketler açıldığında bakkallar iflas edecek. Bu yüzden bu kesim genellikle değişimden ürker, kapitalist gelişmeye karşıdır. Bu kesimin sosyo-ekonomik korkuları, bilinç altından bilinç düzeyine çıkarken ya laiklik elden gidecek ya bölüneceğiz parçalanacağız ya da din elden gidecek şeklinde kendini gösteriyor. Bu kesime hitap eden partilerin başında MHP geliyor.

b) Köylüler: Köylülerin de 3 farklı katmanı var bunların ikisi büyük toprak sahipleri, topraksız köylüler, ama genel olarak Türkiye'de köylüler kendi toprağını kendi işleyen, kendi hayvanlarını kendi yetiştiren bir sınıftır. Küçük-burjuvazi ile benzer korkulara sahiptir. Ancak her ne hikmetse MHP ve CHP'den çok AKP'yi desteklerler. Yalnız son açılım tartışmaları bu kesimi AKP'den MHP'ye döndürebilir.

3- İşçi Sınıfı

a) Mavi yakalılar ("kol emekçileri"): Türkiye'de halk yoğun bir resmi ideoloji bombardımanına maruz kalmıştır. Irkçılık ve milliyetçilik her türk vatandaşının zihnine kazınmıştır. Fakat buna rağmen bu "açılımcı, vatanı satan, özelleştirmeci, AB'ci, ABD'ci, bölücü AKP" nasıl bu kadar destek bulabiliyor, MHP neden onun ancak 3'te biri kadar oy alıyor? Denilecek ki AKP dincidir, halkı kandırıyor, tamam dinci halk bu yüzden CHP'yi desteklemesin, diğer dinci ama vatansever partileri (BBP, SP ve bir ölçüde MHP'yi) desteklemiyor da neden AKP'de ısrar ediyor? İşte bunun cevabı bana göre sınıfsal içgüdüdür.
AKP kapitalizmi geliştiriyor, küçük-burjuvazi kederlenebilir ama işçi sınıfı için özünde değişen bir şey yok, işçi sınıfının ürkeceği bir şey yok. Hatta maddi konumunun, sermayenin büyümesi ile iyileşme ihtimali bile var. Yani işçi sınıfında korku değil ümit hakim. Ümidin olduğu yerde ümitsizlik galip gelemez. AKP ümit vaadediyor. Bu yüzden işçi sınıfı ümitsizlik ve korku pompalayan partileri değil AKP'yi tercih ediyor. Bu ümit devam ettiği sürece, işsizlik fırlamadığı sürece, enflasyon tavan yapmadığı sürece işçi sınıfı umut etmeye devam edecek, zira umut fakirin ekmeğidir. Ama eğer umutsuzluk egemen olmaya başlarsa işte o zaman Hitler dönemindeki gibi bir faşist yükseliş kaçınılmaz olur. Çünkü işçi sınıfını devrimci ve gerçekçi umuda sevkedecek bir sosyalist parti de yok.

b) Beyaz yakalılar ("kafa emekçileri"): Öğretmen, avukat, mühendis, doktor gibi bir mesleğe sahip olup kapitalist bir işletmede "kafa emeğini" patronuna kiralayıp karşılığında bir ücret alarak geçinen sınıftır. Sol, nereden çıktığını bilemediğim ve bir anlam veremediğim şekilde bu kesimi küçük-burjuvazi içine dahil etmekte pek heveslidir. Liberaller de bu kesimi 'kentli orta sınıflar' şeklinde takdim eder.
Bu kesim de genellikle işçi sınıfının diğer kesimi gibi bir siyasal duruşa sahiptir.
Fakat bu kesimin bir bölümü kendini bürokratlara benzetir. "İyi eğitim almış olmanın" verdiği çoşkuyla kendilerini diğer 'cahil halk'tan üstün gören elitist duruşları nedeniyle CHP'nin tabanı olurlar.

c) Memurlar: Normal kapitalist ülkelerde memurlar, işçi sınıfının doğal bir parçasıdır. Türkiye'de şekilsel olarak bakıldığında işçi sınıfından sayılabilirler. Ancak ülkenin anormal yapısı nedeniyle işçi sınıfından büyük farkları vardır. Siyaseten çoğu zaman küçük-burjuvazi ve bürokrasiye yakınlaşır. Sayıları olması gerekenden bir hayli fazladır. Aldıkları ücret, ürettikleri değerden kaynaklanmaz. Bu yüzden "devlet bize ekmek veriyor" bilincini geliştirirler.

4 yorum:

yanbabilon dedi ki...

Merhaba,

Bu yazinizin bir kismina ufak bir elestiri yazdim,
surada gorebilirsiniz.

Tesekkurler,

enternasyonal dedi ki...

valla haklısınız... "iyi eğitim almış olmanın" kısmını tırnak içine aldım. çünkü kendi bakış açıları bu. ayrıca tüm anketlerde görüldüğü gibi eğitim seviyesi arttıkça chp'nin oyu artıyor; eğitim düzeyi azaldıkça akp'nin oyu artıyor. bu da gösteriyor ki, chp tabanı iyi ve bilimsel olmayan eğitimi "iyi" almış.

Adsız dedi ki...

merhaba,
yazinizi internette bir konuyu arastirirken gordum. okudum. ve cok istifade ettim. sizden bir ricam olacak. yazinizin bir noktasinda "...sosyalizm kendini dindar olarak tanımladığı için ne kadar ezilse de ne kadar sömürülse de bir türlü işçi sınıfının bir kesimine uğrayamadı..." diyorsunuz.
bu argumaniniza sonuna kadar katiliyorum. fakat bu argumani kullanan yayinlanmis bir bilimsel referans gosterebilir misiniz? ben ariyorum ama bulamadim. spesifik olarak bu konuya hakim oldugum soylenemez. bu nedenle zorlandim. ama gordugum kadari ile siz hakimsiniz. eger yardimci olabilrseniz sevinirim.
tesekkurler.

enternasyonal dedi ki...

"Yayınlanmış bilimsel referans"tan kastınız sanırım akademik yayınlar.
Bu konularda akademik yayınlar ilgili çekmiyor ve bilmiyorum yani.
http://scholar.google.com.tr/
burayı kullanarak ilgili olabilecek bir şey buldum. 4. bölümde konuyla ilgili olabilecek araştırma verileri var.
http://research.sabanciuniv.edu/5851/1/DegisenTRdeDin-Toplum-Siyaset.pdf