24 Aralık 2009 Perşembe

Evrensel Ahlak Yasası

Ne ahlak ne de sevgi
Gökten dünyaya indi
İnsanlık istedi
Keşfetti Hepsini

Diyor rockçı gibi görünen filozof Şebnem Ferah.

Sevgi ve aşk gibi ahlak da gökten dünyaya inmedi. İnsanlık icat etti bu kavramı. Çünkü insan toplumsal bir canlı. Topluluk halinde yaşıyor, tek başına değil. Toplumun diğer bireyleri ile de zorunlu olarak ilişkiye giriyor. Ahlak, toplumdaki bireylerin birbirleri ile 'iyi geçinme' gereksinimleri ile ortaya çıkmış bir kavram bence.

Ama ahlak kavramı sadece bunu kapsamıyor elbette. Toplumda çıkarları farklı sınıflar oluştuğunda, buna bağlı olarak ahlak anlayışı da tüm toplumu değil, toplumdaki bir sınıfın veya sınıfların çıkarı için kullanılan bir malzemeye dönüşüyor. Örneğin toplumda erkek egemenliği etkin olmaya başladığında, kadınlar erkekler karşısında ezilen duruma geldiğinde, ahlak anlayışı da buna bağlı olarak 'erkek egemen' kodlara sahip oluyor. Aynı şekilde vatan sevgisinden otoriteye itaat gibi pek çok 'ahlak kuralı'nın da toplumdaki sınıflaşmayla beraber ortaya çıkmış olması muhtemel.

Böylece ahlak dediğimizde 3 şey anlaşılabilir:

1- Evrensel ahlak: İnsandan ve toplumdan bağımsız, gökten inen, değişmez ve belki 'ilahî' ahlak.

2- Toplumsal ahlak: İnsanlığın keşfettiği, yardım, dayanışma, iyilikseverlik, hoşgörü, empati ve benzeri yarı-evrensel ahlak.

3- Sınıfsal ahlak: Belli bir sınıfın çıkarına olan ama tüm toplumun çıkarıymış gibi sunulan, hatta ilahî, gökten inen kurallarmış gibi dayatılan ahlak. Bu ahlak yarı-evrensel ahlakla aynı kaba girer, onun renginden faydalanarak kendine yer bulmaya çalışır. İnsanı seversin, o halde vatanını da seversin gibi...

Asıl incelememiz gereken yarı-evrensel ahlak dediğim 'gerçek ahlak'tır... İnsanlık başta bunu keşfetti işte. Kendisi tek başına bir hiç. Toplumla beraber yaşamak zorunda. Yaşamı toplumsal bir yaşam. Sevinci, hüznü, aşkı, sevgiyi, dostluğu kısaca maddi yaşam (doğayla etkileşim) dışında kendisini insan yapan unsurları toplumsallığı aracılığıyla deneyimliyor.
Toplumu tek bir canlı olarak düşünürsek, toplum kendi varlığını korumak zorunda. Tüm gelişmiş canlılarda bu işgüdü var. Bu da ahlak denen şeyin keşfedilmesini gerektiriyor, ya da daha doğru bir ifade ile icat edilmesini...
Demek ki ahlak, bireyin toplumdan beklentileri ne ise o şekilde keşfedildi ilkin. Herkes toplumdan ne bekliyorsa topluma onu ahlak diye sundu, herkesin ahlaklı olmasını istedi. Bir çeşit geri-besleme mekanizması. Herkes ahlaklı olmalı... Bu herkesin ortak istemi. Toplum bunu tek tek bireylere dayatıyor. Ahlaklı olmayanlar toplumdan dışlanır ve bu da birey için gerçekten kötü bir şeydir.

Şimdi gelelim 'gerçek ahlak'ın temel yasasına. Aslında çok basit. Muhammed Peygamber'in de dediği gibi:

Kendine yapılmasını istemediğin bir şeyi başkasına yapma...

İnsanlık bu önermeden hareketle ahlak denilen şeyi keşfetti. Ahlak yasası için elde sadece bu veri var.

Bu yasa, doğal olarak tutarlılığı beraberinde getirir. Tutarsızlık ahlaksızlıktır. Örneğin,

- "Eşim bakire olacak, ama ben evlenmeden önce her istediğimi yapabilirim."
- "Biz fethederiz, onlar işgal eder"
- "Biz tebliğ yaparız, onlar misyonerlik yaparak ülkemizi bölüp parçalarlar"
- "Biz kendi siyasal istemlerimiz için silah kullanabiliriz, bundan dolayı kahramanızdır ama siyasi istemler için silah kullanan diğer gruplar katildir"
- "Cumhurbaşkanı bizdense ya da YÖK, X konusunda yetkilidir, bizden değilse aynı X konusunda yetki anayasa mahkemesindedir"

diyen kişiler ve kurumlar ahlaksızın, şerefsizin, haysiyetsizin önde gidenidir.

2 yorum:

Boş Arsa dedi ki...

Yapraklar "yağmur yağıyor amman başımızı eğelim, rüzgâr esiyor hadi hışırdayalım." demezler; damlalar başlarını eğer ve rügâr onları hışırdatır... (Me Ti'nin özdeyişlerinden)

Adsız dedi ki...

Webmaster cok tesekkurler...

Selamlar Senay