6 Nisan 2010 Salı

"Benlik" ya da "var olma bilinci" ve ruh

uyarı: fantastik öğeler içerir :)

Teknolojinin çok fazla geliştiğini ve insan beyninin ve vücudunun işlevlerinin tamamını gerçekleştirebilen elektro-mekanik robotların icat edildiğini farz edelim. Dış görünüş olarak, verdiği tepki olarak insandan ayırt edilemesin. Robotla mı konuşuyoruz, yoksa bir insanla mı anlayamayalım.

Böyle bir robotun bizim bilincimize eşdeğer bir "var olma bilinci" taşıdığı iddia edilebilir mi?
Burada hemen akla şu soru geliyor:
Kendimiz dışındaki insanların, tıpkı bizimki gibi bir bilince sahip olduklarını nereden biliyoruz? Her birey yalnızca kendisinin madde-dışı bir varlığa ve bilince (ruha) sahip olduğunu, etrafındaki diğer tüm insanların biyo-kimyasal bir robot olduğunu iddia edebilir. Hiç kimsenin ne düşündüğünü, ne hissettiğini (hissedip hissetmediğini de) içine girip bakamadığımıza göre gerçekte kesin olarak bilmiyoruz. Verdikleri tepkiler, konuşmaları ve davranışları yalnızca beyinlerindeki nöronların ve sinapsların vs. oluşturduğu yazılımın sağladığı şeyler olabilir.

Hatta bunu da geçelim. Bizim bilincimiz dışında bir gerçeklik olduğunu nereden bilebiliriz ki? Belki de evrende tek bir bilinç vardır. Kendisi dışındaki tüm gördükleri nesneler ve canlılar yalnızca onun hayalinde üretilen şeylerdir. Düşünen bir kişi yalnızca kendi varlığından emin olabilir, çünkü düşünen ve "farkında olan" birinin var olma zorunluluğu olduğu için. Bu yüzden Descartes "düşünüyorum o halde varım" demiş. Bunu, kendi bilinci dışındaki tüm varlıkların varlığından şüphe duyduğu için söylemiştir.

Bizim dışımızdaki dünyanın varlığını ancak de facto kabul edebiliriz. Kendi bilincimiz ve algımız dışındaki dünyayı gerçek anlamda deneyimleyemeyiz, çünkü hiçbir zaman zihnimizin/beynimizin dışına çıkamayız.
Bilimsel dünya görüşü 'varlığın varlığını' peşinen kabul eder ve bu kabul üzerinden ilerler. Zaten bu kabulü yapmazsak felsefenin, tartışmanın, arayışın hiçbir anlamı kalmaz.

Düşünce ve muhakeme yani zihinsel eylemler, maddenin yani moleküller yığını olan beynin, nöronların, sinapsların ve adı her neyse tümüyle maddenin fonksiyonudur.
Aşk, sevgi, duygusal ve bedensel acının ve hazzın hissedilmesi ise bir bakıma 'ruh'un fonksiyonuymuş gibi görünüyor. Çünkü acı çeken, üzülen, hisseden, kendi varlığının bilincinde olan moleküller, atomlar yığını... Kulağa pek hoş gelmiyor.

Fakat şurası bir gerçek. Duygular maddeye birebir bağımlı. Hem genel anlamda hem de özel anlamda. Genel anlamda derken, insanın duygularını ve hislerini dış/maddesel dünya etkiliyor, sadece etkilemekle kalmıyor tamamen belirliyor demek istiyorum. Bedensel acı maddesel kökenli olduğu gibi sevgi de öyle, aşk da öyle. Özel anlamda derken de şunu kastediyorum. Mutluluk hormonu diye şeyler duyarız. Serotonin aslında bir nörotransmitterdir. Bir anti-depresan türü olan 'serotonin geri alınım intibitörleri' ise depresyon tedavisinde kullanılırlar ve oldukça etkindirler. İnsan bedensel bir acı çektiğinde, bu acı beynin görüntülenmesi ile anlaşılabilir. Aşık olduğunda feniletamin gibi bazı kimyasallar fazla salgılanır. Diğer tüm duygusal olayların beyinle doğrudan bir ilgisi vardır.

***

Ben diyebilen şey... Buna ruh diyorlar. Ve 'ben' maddesel değildir deniliyor. Ama kutsal kitaplar bunun aksine, siz topraktan yaratıldınız diyor. Siz, yani biz, yani 'ben' topraktan/maddeden yaratılmış oluyor.

Sizi topraktan yarattık, sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız. (Kur'an, Taha 55)
***

"Bicentennial Man" filmi başta değindiğim insansı robotun varlık bilincine sahip olup olmayacağı sorunsalına değiniyor. En sonunda mahkemeler, Andrew'in de bir ruha sahip olduğunu ve insan haklarına sahip olduğunu kabul ediyor.

***

İnsan annesinin karnında gelişiyor, beyni de orada oluşuyor, bilinci de... Doğar doğmaz gelişmemiş bir robottan farksız. Kendi varlığının farkında olabilmesi için 2 sene falan gerekiyor. Bu doğal süreci gözlemlediğimizde ruh denilen şeyin madde kökenli olduğu fikri mantıklı geliyor.

(yazıyı bir çırpıda değil kesik kesik yazdım, zaten aklımdakileri yazamama gibi bir sorunum var, böyle olunca daha da kopuk, bütüncül olmayan bir yazı çıktı ortaya. belki bi ara düzenlerim..)

2 yorum:

gasilhane dedi ki...

Bütün hafta düşünüp de düzgün cümle kuramadığım konu imiş burdaki,

Ben o mahkemenin yanlış karar verdiğini düşünüyorum, taklitten öteye geçebilir mi bir yapay zekanın varoluşu? Soru sorduğuma göre tam da emin değilim.

ülkere boykot başlat dedi ki...

benzer sorulara benzer cevap arayışlarımız, "ben" dediğimiz bilinmeze dair anlama çabaları hayata dair anlama çabalarına eklenirken; matrix filmini tam da bu yüzden defaaten seyrettim ve de sevdim. maddeyi masaya yatırdığımızda atomaltı parçacıklara değin süren yolculuk boyunca geniş boşluklarla karşıkarşıya bulunca kendimizi, madde'nin de, en az ruh kadar ispata muhtaç olduğunu söylemek mümkün...muhtevamızdan ziyade "amacımızın ne'liği" üzerine düşünmek daha da karmaşıklaştırıyor işi...varolma bilincini, algımızı bize bahşeden'e hamdolsun diyelim...