12 Ekim 2010 Salı

Zorunlu Resmi Dil Gerekli midir?

Liberaller gericilerden, en azından ilkokul için anadilinde ders hakkını tanımalarıyla ayrılıyorlar. Ama zorunlu bir resmi dilin olması gerektiği konusunda gericilerle tamamen hemfikirler.

Zorunlu bir resmi dil ne demektir? Pratikte bu, Türkiye nüfusunun bir bölümünü oluşturan Türklerin dilinin, Türkiye’nin tüm diğer nüfusuna dayatılması demektir. Her okulda resmi dilin öğretilmesi zorunlu tutulacaktır. Tüm resmi yazışmalar yerel halkın dilinde değil, resmi dilde yapılmak zorundadır.

Zorunlu resmi dilin gerekliliği, onu savunan taraflarca nasıl haklı gösteriliyor?

Kemalistlerin’in “argümanları” tabii ki kısa ve özdür. Onlar bütün Türk olmayanların, “kontrolden çıkmamaları” için demir sopayla yönetilmeleri gerektiğini söylüyorlar. Türkiye bölünemezdir ve tüm halklar Türk egemenliğine boyun eğmelidirler, çünkü Türkiye'yi kuran ve birleştiren Türklerdir. Bu yüzden egemen ulusun dili zorunlu resmi dil olmalıdır. Chp'liler, Türkiye’deki toplam nüfusun yaklaşık yüzde 20’si tarafından konuşuluyor olsa bile “yerel lehçeler”in bütünüyle yasaklanmasına aldırış etmemektedirler.

Liberallerin tavrı çok daha “kültürlü” ve “rafine”dir. Anadile, belirli sınırlar içinde (örneğin ilkokullarda) izin verilmesinden yanadırlar. Fakat aynı zamanda bir zorunlu resmi dili savunurlar. Zorunlu resmi dilin, “kültür”ün çıkarları için, “bir” ve “bölünmez” Türkiye’nin çıkarları için vs. gerekli olduğunu söylüyorlar.

“Devlet olmak kültür birliğinin onayıdır… Resmi dil, devlet kültürünün temel bir bileşenini oluşturur… Devlet olmanın temelinde otorite birliği yatar ve resmi dil bu birliğin bir aracıdır. Resmi dil, devlet olmanın tüm diğer biçimleri gibi aynı zorlayıcı ve genel yükümlendirici güce sahiptir…

Türkiye bir ve bölünmez kalacaksa, o zaman Türk yazı dilinin politik yararlılığı olanca kararlılıkla savunulmalıdır.”

Resmi dilin zorunluluğu sorununda liberalin tipik felsefesi budur. […]

Türkçe büyük ve güçlü bir dildir, diyor bize liberaller. Türkiye’nin sınır bölgelerinde yaşayan herkes bu büyük ve güçlü dili bilsin istemez misiniz? Türk dilinin Türk olmayanların edebiyatını zenginleştirdiğini ve büyük kültür zenginliklerini onların yakınına getirdiğini vs. görmüyor musunuz?

Bütün bunlar doğru, beyler, diye yanıtlıyoruz onları. Elif Şafak’ın, Orhan Pamuk’un, Nazım Hikmet’in, dilinin büyük ve güçlü bir dil olduğunu sizden daha iyi biliyoruz. Türkiye’deki istisnasız tüm ulusların ezilen sınıfları arasında mümkün en sıkı ilişkinin ve kardeşçe birliğin oluşmasını sizden daha çok istiyoruz. Ve elbette Türkiye’nin her sakininin Türk dilini öğrenme olanağına sahip olmasından yanayız.

Bizim istemediğimiz şey cebir öğesidir. İnsanları sopayla cennete sürmek istemiyoruz; çünkü “kültür” üzerine istediğiniz kadar güzel laf edin, zorunlu resmi dil cebir içerir, sopa içerir. Büyük ve güçlü Türk dilinin, kimsenin onu düpedüz cebir yoluyla öğrenmeye zorlanmasına ihtiyacı olmadığına inanıyoruz. Türkiye’de kapitalizmin gelişmesinin ve toplumsal yaşamın genel seyrinin bütün ulusları birbirine yakınlaştırma yönünde işlediği kanaatindeyiz. Yüz binlerce insan Türkiye’nin bir ucundan diğerine taşınıyor, farklı milliyetten halklar birbirine karışıyor, soyutlanma ve ulusal tutuculuk ortadan kalkmak zorundadır. Yaşam ve çalışma koşullarından dolayı Türk dilini bilmesi gerekenler, cebir olmadan da onu öğreneceklerdir. Ancak zorlamanın (sopanın) tek bir sonucu olacaktır: büyük ve güçlü Türk dilinin diğer ulusal gruplara yayılmasını engelleyecek ve en önemlisi uzlaşmazlıkları keskinleştirecek, milyon tane yeni sürtüşme biçimine yol açacak, dargınlığı ve karşılıklı anlaşmazlığı artıracaktır vs.

Kim böyle bir şeyi ister? Türk halkı değil, Türk demokratları değil. Onlar, “Türk kültürü ve devleti yararına” olanlar da dâhil, hiçbir türlü ulusal baskıyı kabul etmezler.

Onun için Türk Marksistleri diyorlar ki, hiçbir zorunlu resmi dil olmamalıdır, öğretimin tüm yerel dillerde yürütüleceği okullar halka sağlanmalıdır, anayasaya herhangi bir ulusun tüm ayrıcalıklarını ve ulusal azınlıkların haklarının ihlal edilmesini geçersiz ilan eden temel bir yasa eklenmelidir.

___________________________________________________________

Bu yazı 18 Ocak 1914 yılında Proletarskaya Pravda gazetesinde Lenin tarafından yazılmıştır. Yazıda sadece kırmızıyla vurgulanan kısımlar değiştirilmiş olup Rusya, Türkiye'ye; Rus, Türk'e; Rus Yazarlar sembolik olarak Türk yazarlarının isimlerine, Rusya'nın gerici siyasetçilerinin isimleri Türkiye'nin gerici siyasetçilerinin isimlerine, ve farklı anadile sahip olan nüfus oranı %20'ye dönüştürülmüştür. (Türkçe her ne kadar Rusça kadar "büyük ve güçlü bir dil" olmasa da bu ifadeye dokunulmadı. Sonuçta her dil "büyük ve güçlü" bir dildir.)

Liberaller kendilerini en demokrat en özgürlükçü olarak tanımlarken, sosyalistleri, Marksistleri baskıcılıkla, devletçilikle suçluyorlar. 1914'ün Marksisti olan Lenin'den, hatta onun muarızı olan 1914'ün Rus liberallerinden daha gerici, daha devletçi, daha baskıcı biçimde utanmadan sıkılmadan hala zorunlu resmi dili bırakalım, anadilde eğitime bile karşı çıkıyorlar.

İnsanda biraz insaf olur, biraz utanma biraz sıkılma olur.

Bizim 2010 model "yurtsever" sosyalistler ise muhatabımız bile olamazlar.

Yazının Lenin tarafından yazılan orijinali için tıklayınız.

2 yorum:

gasilhane dedi ki...

Lenin amcayı sevmediğim halde, Evet.

Adsız dedi ki...

işte halkına yabancılaşmış bir sosyalist.sosyalist olacak sanız mesela sırı süreyya önder gibi falan olun.ben bir gerici olarak her yerde dil serbestliği istiyorum.derslerinde istenilen dilde olmasını diliyorum