30 Kasım 2010 Salı

Bilinç, Duygular ve Ruh

Daha önce yazdıklarımın bir tekrarı olacak belki ama yine de bu yazdıklarımı burada da yayınlıyorum.

Bilinç; zekayla, planlı tepkiyle hatta düşünmekle karıştırılmasın. Kendi varlığının farkında olmaktır bilinç. "Ben varım" diyebilmektir, eylemlerinin ve düşüncelerinin farkında olmaktır.

Verdiği tepkiler açısından insandan farksız bir robot yapılabilir teknolojinin ilerleyen safhalarında. Kendisinin bir bilince sahip olduğunu iddia eden bir robot... Dış görünüşü ve verdiği tepkiler ile insandan ayırt edilemeyecek bir robot... Bu mümkündür teorik olarak. Peki bu robot da "ben varım ve bunun bilincindeyim" derken gerçekten "bizim gibi" var olduğunun bilincinde midir? Veya acı çektiğini söylerken gerçekten bizim gibi bir acı çekiyor mudur?

Fiziksel bir acıyı ele alalım. Elimize bir diken batarsa bunu hissederiz. Burada hisseden nedir veya kimdir? Gerçekten, nesneden bağımsız bir özne var mıdır? Yani daha açıkçası maddeden ayrı bir ruh?

Bedensel acı, fiziksel/maddeseldir. Burada kuşku yok ama benim açımdan sorun, "acıyı hisseden, kendi acısının farkında olan" canlıdır. İnsan dışındaki diğer hayvanlar acıyı hisseder mi? Mesela kediler? Evet hissederler, aynı zamanda kendi varlıklarının farkındadırlar yani "bilinçlidirler". Bana bu (atomlardan moleküllerden oluşan biyo-kimyasal makinenin acı çekmesi) tuhaf geliyor, çünkü dediğim gibi metal, plastik ve yarıiletken maddelerden yapılmış bir insanın veya başka bir hayvanın acı çekebileceği düşüncesi de tuhaf geliyor. Şu videoyu (ve pleonun diğer videolarını) izleyin.

Bu plastikten yapılma oyuncağın kendisine yapılanlardan dolayı acı çekip çekmediğini kanıtlayabilecek bir şey var mı? Bir de bu oyuncağın çok daha fazla geliştirildiğini düşünün?

İnsan beyninin modellenmesi her ne kadar çok zor da olsa teorik olarak mümkündür. Nöronlar ve yaptığı bağlantılar... bu maddesel örüntü (pattern) birebir modellenebilirse, varlığının bilincinde olduğunu söyleyen ve hatta belki de bir ruha sahip olduğunu iddia eden yapay bilinç ortaya çıkacaktır. Fakat sorun burada bitmiyor işte, yapay bilinç benim bilincime eşdeğer olacak mı? Bunu nereden bilebilirim ki?

Yine aynı nedenden ötürü, benim dışımda herhangi bir bilincin olduğunu nereden bilebilirim? İşte cevabı olmayan bir soru. Çünkü asla kendi bilincimi oluşturan beynin dışına çıkıp bakamam ne var ne yok diye.

İnsanı diğer hayvanlardan ayırmıyorum aslında. Memelilerin çoğunda benlik algısı vardır. Bir kedi, köpek, koyun var olduğunun farkındadır. Ayrıca buna bağlı olarak fiziksel acı çektiğinin de farkındadır. Daha ilkel türler, kendi varlıklarının farkında olmadıkları gibi acı çektiklerinin farkında değildirler, daha doğrusu acı çekmezler. (İlginç bir soru: Bir sineğin kanadını kopardığımda acı çeker mi?)

Yüksekten bırakılan bir cisim yere düşer, çünkü biliyorsunuz yerçekimi vs. vs. Maddenin bilinç-dışı kuralları. Bir bitkinin kökü suya yönelir, tamamen maddenin kimyasal özellikleri nedeniyle. Maddenin daha karmaşık örüntüler oluşturması canlılığı oluşturur. Basit canlılar birer makineden farksızdırlar; kimyasal makine. Canlı zekası da kimysal bir zekadır. Olaylar karşısında anlamlı (gibi gözüken), planlı (gibi gözüken) tepkiler vermek... Bu tür zeka elektronik olarak modellenebilir ve anlam açısından kimyasal zekadan bir farkı yoktur. En basitinden, insan "gördüğünde" açılan lambalar buna örnek gösterilebilir. Zekanın en basit/ilkel görüntüsü bundan başka bir şey değildir. Bir dizi elektriksel reaksiyonla bir dizi kimyasal reaksiyonun temelde bir farkı yoktur. İnsanı gerçekten görmüyor o bahsettiğim sistem. İnsandan (ısı nedeniyle) yayılan kızılötesi ışınlar, kızıl ötesine duyarlı fototransistöre geliyor, yarıiletkenin temel mantığı çerçevesinde basit bir mantık devresiyle 220 V AC gerilim kaynağı anahtarlanıyor. Normalde elektrik düğmesine insan basınca yanan ampül, bu sefer bir dizi elektronik komponentin oluşturduğu örüntünün düğmeye basmasıyla yanıyor.


Şimdi, bilincin tamamen maddesel örüntüden kaynaklandığını kabul ederek, bir düşünce deneyi kurgulayalım. Teknoloji çok gelişmiş olsun ve insan beyni birebir modellenebilirmiş olsun. Sizi alıp bir koltuğa oturtuyoruz. Beyninizi yapay bilinci üretecek patternin olduğu makineye bağlıyoruz. Aşamalı olarak beyninizin fonksiyonlarından bir kısmını, eşzamanlılığı kaçırmadan makineye devrediyoruz. Artık bilincinizin bir kısmı canlı-kimyasal beyinden, bir kısmı cansız-elektronik beyinden kaynaklanıyor. Bu işlemi sürdürürken siz asla bir bilinç kaybına uğramıyorsunuz. Çünkü aşama aşama kimyasal işleri, elektronik makineye devretmiş oluyoruz. Ve sonunda bilinciniz tümüyle elektronik makineden sağlanmış oluyor. Siz yine aynı sizsiniz. İşte tam burada insanın aklına bir soru geliyor. Madem bilinç maddenin (atomlardan oluşan hücrelerin, kimyasal molekül olan nörotransmitterlerin) belli bir diziliminden (pattern/örüntü) başka bir şey değil, o halde atomaltı parçacıkların- atomların, moleküllerin, moleküllerden oluşan cisimlerin, gezegenlerin, yıldızların, galaksilerin oluşturduğu bu büyük örüntünün, evrenin de bir bilinci var mı? İlginç bir soru...

Hiç yorum yok: